Bu haftaki köşe yazımda kendi hayatımdan bir kesiti kaleme almak istedim. Normalde gazetemiz yayın politikası gereği insanların özel yaşamına girmez ve her bireyin yaşantısı kendine özeldir ilkesini benimsemiştir. Ama bu sefer okurlarımızın affına sığınarak kendi adıma bir istisna kullanmak istiyorum.
Benim için özel olan bu yazıyı, siz sevgili okurlarımızla paylaşacağım. Öncelikle, şu an 13 yaşında olan güzel kızım hiç unutmadığı, hatta unutmak istediği bir olayı paylaşmak istedi benimle. O dönem 8 yaşında minicik kalbi olan, maalesef elde olmayan sebeplerden dolayı ağır bir duygusal travma yaşamak zorunda kalan biricik kızım için bir-iki cümle söylemek isterim.
***
Geçen hafta içinde kızım yanıma gelerek annesinden gizli benimle konuşmak istediği söyledi. Çok merak etmeme rağmen fazla renk vermedim, ama heyecanlanmadım da değil. Kızım öncelikle anlatacağı şeyden annesinin haberi olmamasını özellikle rica etti. 13 yaşındaki kızım, öğretmeninin vermiş olduğu ödevi yapmak için benden yardım istedi. Kızımın bana söylediği şey aynen şöyle; ‘Babacığım; öğretmenimiz başımızdan geçen en ilginç, en komik veya unutamadığınız bir anıyı içerleyen mektup veya kompozisyon yazmamızı istedi. Benim de aklıma ‘Annem’ geldi. Anneme bir mektup yazmak istedim, ama bu normal bir mektup değil. Mektubumu yazdım ve şu anda hazır. Senden ricam bu mektubu annem görmesin. Eğer mümkünse sen bu hafta mektubumu köşe yazında kullanabililir misin? Anneme de çok güzel bir sürpriz olur’ dedi.
Bende normal olarak önce mektubu okumak istedim. Mektubun içeriğini görmem, köşe yazısına uygun olup olmadığını anlamam gerekiyordu. Mektubu okumaya başladığım ilk cümlesinden itibaren duygularıma hakim olamadım ve kızıma sarılarak o mektubu beraber okuduk. O küçük yaşta, üstelik daha ilkokul 4. sınıfa gittiği dönemde kızımın hangi duygular içinde olduğunu satır satır mektubu okurken anladım. Lafı fazla uzatmadan kızımın annesine yazmış olduğu mektubu sizinle paylaşmak isterim. Bu arada mektubun noktasına, virgülüne dokunmadan sizinle paylaşıyorum.
***
“Kanser değil, biz güçlüyüz” anneciğim…
Güzel bir sonbahar günüydü. Erkenden kalkmış, okula gitmek için hazırlanıyordum. Annem yanağıma öpücükler kondurup beni okul servisine bindirdi. Arkamdan yumuşak sesiyle ‘İyi dersler prensesim’ dedi. Normal bir gündü, ta ki öğlen beni servisten dedem alana kadar…
O gün hayatımızın en zor yılını yaşayacağımız zaman başlamıştı. Dedemler ve biz karşılıklı oturuyorduk. Annem işten ayrılalı birkaç gün olmuştu, nerdeydi acaba diye aklımdan geçirdim. Dedem elimden tuttu, ‘Hoş geldin kızım’ dedi. Annemi sordum hemen. Anneannemle hastaneye gittiğini söyledi, ama sabah iyiydi ne olmuştu ki? Dedemle yemek yedikten sonra derslerimi yapmaya başladım, ama aklım annemdeydi. Öğleden sonra annemler geldi. Herkes çok üzgün ve mutsuzdu. Annem bana bir şey demiyordu, ama dedem ve anneannem sessiz sessiz ağlıyorlardı. Akşam babam işten geldi, evimize gittik. Babam da çok mutsuzdu, neler oluyordu ki? Benimle konuşmak istediklerini söylediler. Çok korkmuştum, acaba okulda kötü bir şey mi yapmıştım? Çocuk aklımdan onlarca şey geçti. Annem birkaç haftadır sık sık doktora gidiyormuş , işten ayrılmasının sebebi de buymuş. Gözleri dolu dolu anlattı, hala aklımda “Bebeğim, ben hastayım uzun ve zorlu bir tedaviye başlayacağım ama sakın korkma, sizlerin sevgisi ve desteğiyle eskisinden çok daha iyi olacağım” dedi. Hastalığın nedir diye sordum. ‘Kanser’ dedi . Televizyonlarda duyduğum o hastalık gelip annemi bulmuştu! Ağlamaya başladım, gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Annem sıkıca sarıldı, saçımı okşadı, teselli etmeye başladı. Sessiz ve kasvetli bir hava evimizi sarmıştı. Akrabalar geçmiş olsun ziyaretine geliyor, ‘Gençsin, üzülme atlatırsın, herkes senin yanında, korkma’ gibi sözlerle annemi teselli ediyorlardı.
***
Annem Kasım ayının ilk haftası ameliyat olacaktı. Hastaneye yattı, acaba kaç gün yanımda olmayacaktı? Şimdiden çok özlemiştim, okulda da çok mutsuzdum gizli gizli ağlıyordum. Öğretmenim benimle ilgileniyor, herşeyin yolunda gideceğini söylüyordu. Annemin ameliyatı çok zor geçmiş. Ameliyat sırasında kalbi durmuş, yoğun bakıma almışlar nerdeyse ölüyormuş! Ama Allah annemi korudu ve bize bağışladı. Annem 10 gün sonra eve döndü çok yorgun, çok zayıflamıştı. Bedeni tıpkı bir çocuk gibi kalmıştı. Zorlu geçen iyileşme döneminden sonra annem eskisi gibi konuşmaya, şakalar yapmaya, benimle ilgilenmeye başlamıştı. Herşey bitti diye düşünürken, asıl tedavinin daha başlamadığını o gün öğrenmiş oldum. Kemoterapiymiş adı. Ne kadar da çirkin bir isim, söylerken bile insanı rahatsız ediyor. Annem tıpkı yetişkin birine anlatır gibi bana ne olduğunu anlattı. Damardan serum şeklinde ilaçlar verilirmiş, zor ama işe yarayan tedavi olduğunu anlattı. Ne diyebilirdim ki peki demekten başka. Aralık ayının ortalarıydı, sınavlarda başlamıştı. Anneme söz vermiştim hepsinden yüksek not alacak, onu gururlandıracaktım. Ben sınavlara çalışırken annemde adını bile söylemekte zorlandığım tedaviye başladı. Yine beni servisten dedem aldı. Annem, babam ve anneannem akşam eve geldiler. Annem çok kötü görünüyordu rengi sapsarıydı, yürümekte bile zorlanıyordu. Günlerce baygın yattı, biz dedemlerde kalıyorduk annemle onlar ilgileniyorlardı. Annem yemek yiyemiyor, suyu bile zorla yudum yudum içiyordu. Kalbim acıyordu, sessiz sessiz ağlamaktan başka bir şey elimden gelmiyordu. Tam 1 hafta böyle devam etti, az da olsa iyiydi en azında bizimle konuşuyor 1-2 lokma yemek yiyebiliyordu. İlk tedavinin ardından nerdeyse 3 hafta geçmişti, kendi evimize gidebilmiştik.
***
Hafta sonuydu, sabah uyandım salondan annemin ağlama sesi geliyordu. Ne kadar sessiz ağlamaya çalışsa da hıçkırıkları salondan duyuluyordu. Hemen yanına koştum ve sarıldım. O an gözüm ellerine kaydı, elinde tutamla saçları vardı. Aman Allahım dedim! Ne olmuştu, upuzun simsiyah saçları dökülüyordu. Korkmuştum ve bağırdım babam uyandı, hemen bana sarıldı ilacın yan etkisi olduğunu, birkaç ay içerisinde saçlarının daha güzel çıkacağını söyledi. Bütün gün annem nerdeyse hiç konuşmadı. Uzun uzun dalıyor, arada aynaya bakıyor, tekrar ağlamaya başlıyordu. O gün babam eve berber arkadaşını getirdi, makineyle annemin saçları kesildi ama çok güzel olmuştu. O her haliyle çok güzeldi. Babamla beraber anneme renkli renkli şapkalar aldık. Her tedaviye gittiğinde farklı bir rengi takıyordu. Annem her hastaneye gidip gelmesinde daha kötü oluyordu. Annemin öleceğini düşünmeye başlamıştım. 2 hafta iyiyse, 2 hafta kötü oluyordu.
Annem için yazdığım bu mektupda kahraman babamdan da bahsetmek istiyorum. Tedavi sürecinde babamın yaptıklarını hayatım boyunca hiç unutmayacağım. Sürekli annemin yanında oldu. Anneme tıpkı bir bebek gibi baktı. Neye ihtiyaç varsa hepsini bir bir yerine getirdi. Annemi de, beni de asla yalnız bırakmadı. Bir iş yerine, bir hastaneye, bir eczaneye gidip gidip duruyordu. Babam hastalık ve tedavi sürecinde büyük emek harcadı. Babam üzüntüsünü bizlere hiç yansıtmadı. İçten içe üzülüyor, kahroluyor, ama bize asla bir şey belli etmiyordu. Bir gün annem uyurken babama şöyle bir soru sordum; ‘Babacığım, seni hiç mutsuz ve umutsuz görmedim. Biliyorum sende çok üzülüyorsun ama hiç belli etmiyorsun. Bizi sürekli motive ediyor, bizim güçlü olmamızı sağlıyorsun. Bunu nasıl başarıyorsun?’ diye sordum. Babam bana tek cümle ile cevap verdi; ‘Kızım, birinin hem güçlü olması, hem de ayakta durması lazım. Aksi takdirde bunun üstesinden gelemeyiz’ dedi. Çok da doğru söyledi. İyi ki varsın benim kahraman babam. (Devam edecek)