Kıyak Emeklilik!-1

Günümüz ekonomisinde emekliliği hak edenler, hiiiç emekli olmak istemiyor.

Çünkü bu ülkede emekli olmanın ağır bedelleri var.

Öncelikle bir emekli, çalıştığı dönemdeki maaşı alamıyor.

Peki, emekli tazminatı ne durumda?

Alınan tazminat da bir işe yaramıyor!

Eskiden, emekli ikramiyesiyle iyi kötü bir ev ya da araba alınabiliyordu,

Ya şimdi…

***

Peki, emeklilik demişken; diğer ülkelerde emekliler neler yapıyor?

Emekli olduktan sonra hayatları nasıl değişiyor?

Bizim emeklilerimiz ile yabancı emekliler arasında ne gibi farklar var?

Dilerseniz küçük bir kıyaslama yapalım…

Bizim emekliler;

İlk olarak emekliliği gelen biri, eğer sağlığı ve gücü halen yerindeyse çalışmaya devam ediyor.

‘Yok, yeter artık çalışmak istemiyorum’ diyorsa…

Emekli abimiz sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, direkt belediye ekmeği kuyruğuna girer.

Ev işlerine yardım eder, ufak tefek tamir işleriyle uğraşır.

Sabah haber programlarını izler. Dünyanın en iyi ekonomisti, en iyi siyasetçisi olur.

Çok geçmeden hanımın hışmına uğrar, “Acık dışarı çık. Yeter evde oturduğun, kahveye git, parka git!”

Garibim emeklim, “Ya kadın nereye gideyim? Çay olmuş 10 lira, simit olmuş 20 lira!”

Eve misafir geleceğini söyleyen kadın, “Bana ne, nereye gidersen git! Yeter ki git!”

Kadın dırdırından sıkılan emekli abimiz, “Tamam be gidiyorum. Ne halin varsa gör!”

Emekli abimiz, 40-45 dakika beklediği, tıka basa dolu belediye otobüsüne biner.

Neden özellikle belediye otobüsü?

Çünkü ‘CAN’ otobüsleri dediğimiz, canımızdan bezdiren otobüsler, almaz gariban emeklimi.

***

Emekli abimiz, aralarında emekli grubu kurduğu arkadaşlarının yanına gider.

Diğer emekli arkadaşları nerede peki?

Hava güneşli ise parkta,

Yok hava soğuk ve yağmurlu ise, 1-2 saatte bir bardak çay içtiği kıraathanede.

Ülkeyi kurtarma sohbetleri ile vakit geçirirler, karınlar acıkınca evlerinin yolunu tutarlar.

Ertesi gün kaldıkları yerden devam…

Pazara gidilecek!

Hanım, “Evde yiyecek bir şey yok. Para ver de, pazara gideyim. Sende gel, yardım edersin.”

Emekli abimiz 3-5 kuruşla, “Al şu parayı, idare et” der, ama pazara gitmez.

Çünkü toruna meyve alacak parası yoktur!

***

Ülkemizdeki çoğu emekli, AVM’nin yolunu bilmez,

Alışveriş yapamaz, canı çektiğini yiyemez, içemez!

Bir çift ayakkabısı vardır…

Aynı ayakkabıyı, aynı pantolon ve ceketi yıllarca giyer!

Yılda bir, ‘Babalar Günü’nde evlatlarından ayakkabı, pantolon, gömlek almalarını bekler.

O kadar kalenderdir ki, ağzıyla isteyemez. Çocuklarından bekler...

Maalesef birçok emekli abimizin, amcamızın, dedemizin emeklilik günleri böyle geçiyor.

Nasıl?

Kıyak emeklilik değil mi!

Ya yabancı ülkedeki emeklilerin günleri nasıl geçiyor?

Onlara da ikinci bölümde göz atacağız…