KIŞ AYLARINA GİRERKEN

Her ne kadar küresel ısınmanın etkisiyle mevsimler bir kaç ay kaysa da,  Ekim ayı yazın bittiğini, sonbaharın başladığını, kışın gelmekte olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

                                                      

 

Her ne kadar küresel ısınmanın etkisiyle mevsimler bir kaç ay kaysa da,  Ekim ayı yazın bittiğini, sonbaharın başladığını, kışın gelmekte olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Eskiler sonbahara hazan mevsimi derler. Bu ayda bazı ağaçlar yapraklarını dökmeye başlar, bir takım ağaçların yaprakları altın sarısına döner, yere düşmeden önce son günlerini yaşarlar. Tıpkı insan ömrünün son dönemi gibi… Neresinden bakarsanız bakın “hüznün” zirve yaptığı bir dönemdir sonbahar… Bu dönem şair ve ressamlara “ilham” kaynağı olmuş, en güzel şiirler ve resimler bu aylarda ortaya çıkmıştır. Nedendir bilinmez sonbahar çok kısa sürer ardından kış gelir.

Kış bu coğrafyada yaşayan orta ve alt gelirli insanlar için sıkıntı demektir. İlkbahar ve yaz “bolluğu”  kış ayları ise “kıtlığı” temsil etmiştir. İlkbahar ve yaz aylarında gıda üretimi çeşit ve miktar olarak zirve yaptığından göreceli olarak fiyatları da düşük seviyede kalmaktadır. Son yıllarda “seracılığın” gelişimi ile yazın yetişen pek çok ürün kış aylarında da yetiştirilmektedir. Ancak hem lezzeti mevsiminde olduğu gibi değildir, hem de fiyatları mevsimine göre pahalıdır. Kısaca kış ayları, gıda fiyatlarının zirve yaptığı bir dönemdir. Siyasi iktidarın bu gerçeği görerek, gerekli önlemleri alması, özellikle alt gelir gruplarının sorunlarının daha da artmasının önüne geçilmesi son derece önemlidir.

Geçim sıkıntısı çeken kesimin kış aylarındaki bir diğer problemi ısınmadır. Odun, kömür, elektrik ve doğal gaz ısınmada kullanılan başlıca ürünlerdir. Kış aylarına girilmesiyle birlikte değinilen ürünlerin fiyatları hızlı bir yükselişe geçer. Dar gelirliler ne yapacağını şaşırır. Aylık kazançlarının önemli bir kısmını kışlık giysi alımına ve evlerinin ısınmasına harcarlar. Yine, ev kiralarının artması bu döneme rastlar. Son günlerde ülkemizde dış göç ve kentsel dönüşümüz etkisiyle konut kiralarının rahatsız edecek şekilde arttığı görülmektedir. Kış ayları, sözü edilen kesimin en zor günlerini geçirdiği mevsimdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında hala “sosyal” bir devlet olduğu yazmaktadır. Bunun anlamı devletin gelir düzeyi yetersiz insanlara yardım edeceğidir. Bu husus, devlete 1982 anayasası ile verilmiş bir görevdir. “İHSAN” veya “LÜTUF” değildir. Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde “sosyal yardım” adı altında daha kapsamlı ve çok yüksek miktarda yardımlar yapılmaktadır. Bizde ise 1990 yılından itibaren “sosyal yardımlaşma fonu” veya çeşitli dernek ve vakıflar eliyle değinilen kesimlere yardımlara başlanılmıştır. Yakacak ve gıda yardımları ön plana çıkmakla birlikte, az da olsa nakdi yardım da verilmektedir.

Günümüz iktidarının söz konusu yardımları zirveye çıkardığı bir gerçektir. Burada eleştiri konusu olan husus, yardımların “insan onuruna yaraşmayacak” şekilde yapıldığı, kişileri “tembelleştirdiği” ve “seçim kazanma aracına” dönüştürüldüğüdür. Sözü edilen eleştirilere dikkat edilerek, kış mevsimini dar gelirlilerin daha rahat geçirmesi için tüm önlemlerin alınması gerekliliğini hatırlatarak, yazıma son veriyorum.

Saygılarımla,