“Türkiye neden suç cenneti” diye sormuş; Amerika’da yapılan bir araştırmadan örnekle sonuç aramaya girmiştik.
Demiştik ki;
Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı.
Zinbardo, olup bitenleri gizli kamera ile izledi.
Bronx’taki otomobil, 3 gün içinde, baştan aşağıya yağmalandı.
Diğerine ie bir hafta boyunca kimse dokunmadı.
Ardından; Zimbardo ile 2 öğrencisi sağlam kalan otomobilin yanına gidip, çekiçle kelebek camını kırdılar.
Daha ilk darbe indirilmişti ki, çevredeki insanlar (yani zengin beyazlar da) olaya dahil oldular.
Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılamaz hale geldi.
”Demek ki” diyordu Zimbardo “İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek.
Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.
SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR?
Kırmızı ışıkta geçmeyi engelleyemiyorsanız, küçük suçlara mani olamazsınız.
Küçük suçlara mani olamazsanız, büyük suçları engelleyemezsiniz.
Sonuçta ülkeniz; sanıkların suç işlemekten endişe duymadığı bir su cennetine dönüşür
Bunun akabinde “suçlularla mücadele”de yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına gelen lehe kanunlar çıkararak, adalet denklemindeki erozyonu hızlandırır.
Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım.
Sürekli ; Hükmün Açıklanmasını Geriye Bırakma (HAGB) kararları verdiğimiz sanıkların bir çoğu yeniden suç işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu*
Hatta bu olay,(Adli Dejenerasyon) yargının şuur altındaki adli dejenerasyon algısı nedeniyle, sanığın kişiliğine bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB kararı vermek alışkanlık halini alır.
Buna karşın mağdur ise, adalete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştır.
Artık önünde iki seçenek vardır.
Ya intikamını kendisi almalı, yahut ateşi içine gömmelidir.
Sanık ise, hukuk sistemini test ettiği ilk eyleminden büyük bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının idraki ile, yeni suçlar için yola koyulmuştur.
İşlediği her suç kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile topluma yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır.
Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.
Bu yüzden diyoruz ki, devlet, yani kamu otoritesi bir kural koyuşsa onun takibini dört kolan yapmak zorundadır.
Bundan daha önemlisi; devlet koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır.
Takibin takibini yapmazsanız, devlet muz cumhuriyetine döner.
Okulda,iş yerinde, sokakta, yolda veya deniz kenarında…
İnsanlar kamu otoritesinin kendi koyduğu kuralları, büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı ve bunu şuuraltına adeta kazımalıdır.
Şuuraltına yerleşen bu algı, insanların karakteri olur ve kurallara saygı bilinci gelişir.
Olması gereken de budur zaten.
Bu sayede insanlar en küçük sorunlarda dahi, kanunları ihlal etmeyi ve su işlemeyi değil, hukuk önünde hesaplaşmayı ilke edinirler.
Ancak tatbik edilen cezaların, mağdurlar için tatmin edici bir nitelik arz etmesi şartıyla…
Unutmayın…
Küçük hataları görmezden gelmişseniz; bilin ki daha büyükleri yoldadır.