\n\n90’lar… Türk pop müziğinin atağa kalktığı yıllar. O dönemlerde müzik kanallarında birbirinden güzel, birbirinden kaliteli şarkılar yayınlanırdı. Kâh duygusal, kâh hareketli klipler, birçoğumuzun kalbine dokunan onlarca eser... Gençliğimizi yaşadığımız o dönemlerde Türk müzik piyasası altın çağını yaşıyordu. Her yayınlanan klip kalite kokar ve bir anlam taşırdı. Bildiğiniz Türk pop müziği şaha kalkmıştı.\n\nVe yıl 1997... Bir günde, hatta bir gecede Türkiye’yi kasıp kavuran, insanların ağzından düşmeyen şarkının bir klibi yayınlandı. Peki; içimizi ısıtan, birçok insanın duygularına tercüman olan, aşkı-sevgiyi-sevdayı-hasreti anlatan o şarkı neydi? Kime aitti? Kim yorumlamıştı? Ne kadar meziyetler de düzsek, bir türlü hakkını veremeyeceğimiz o şarkı; ‘Ben sana aşık oldum.’ \n\nO şarkıyı Adana’nın bağrından kopan, duygusal mı duygusal, karakterli mi karakterli bir adam yazmış ve yorumlamıştı. O adam, şu an maalesef aramızda olmayan Murat Göğebakan’dı. Dünyalar iyisi, mütevazı kişiliğiyle içimizden biriydi o. Bir günde şöhreti yakalayan dürüstlüğü, efendiliği, sıcakkanlılığıyla tüm Türk halkının gönlünü fetheden Murat Göğebakan’ın yaşantısını hiç merak etiniz mi? Bestelediği ve yorumladığı şarkılarla acısını ifade etmeye çalışan o adam, nasıl bir hayat yaşıyordu acaba? Müzik yolculuğuna emin adımlarla devam ederken, üst üstte çıkardığı albümlerle halkın sevgilisi olan Göğebakan’ın özel hayatı ise müzik yaşantısı gibi başarılı geçmiyordu. \n\nBu hikâyede son zamanlarda hayatı kanser ve ihanet kelimeleri arasında sıkıştırılan, ancak bunlardan ibaret olmayan, daha fazlasını hak eden bir müzik adamının öyküsünü ve keşke böyle bitmeseydi dedirten yürek burkan sonunu göreceksiniz. İşte Murat Göğebakan’ın ağlatan hayat hikâyesi;\n\n***\nTEDAVİSİ İÇİN ANNESİ ALMANYA’YA GÖTÜRDÜ AMA BİR İŞE YARAMADI\nMurat Göğebakan çilesi doğmadan başlayanlardandı. Annesi evlendikten bir müddet sonra rahatsızlanınca hastaneye kaldırıldı, apandisit ameliyatı oldu. Çeşitli filmler çekildi, bu süreçte hamile olduğu ortaya çıktı. Doktorlar bu işlemlerin karnındaki çocuğa zarar vereceğini, engelli doğabileceğini söyledi. Aile bu konuyu kendi aralarında görüştü ve her şeye rağmen doğumun gerçekleşmesini istedi. \nMurat, Ekim 1968’de Adana’da 4 kiloluk sağlıklı bir bebek olarak dünyaya geldi, daha doğrusu öyle sanılıyordu. 4 aylık olduğunda babası askere gitti. İşte o zamanlarda annesi Murat’ın bacağında sorun olduğunu fark etti. Bir çok doktor gezdi lakin kimse bir şey yapamadı. Ayağının aşık kemiği küçüktü, bu nedenle sekerek yürüyordu. \nAnnesi Hatice Göğebakan, 1970’te kadın başına Murat’ı alıp Almanya’ya gitti. Hem çalışıp hem de onu tedavi ettirmek istedi. 4 ay sonrada kocası yanına gitti. Ancak Almanya’da da tedaviler işe yaramadı. Annesi-babası Almanya’da çalışmaya devam etti, Murat ve kız kardeşi Türkiye’de babaannesi ve dedesinin yanında kaldı. O yılların burukluğunu yıllarca üzerinden atamadı Murat Göğebakan. 5 yaşındayken Almanya’dan izne gelen anne ve babasını gören Murat, hissettiklerini bu sözlerle anlatacaktı; “Gece annemle babam geldiğinde babam beni kucağına almıştı, hiç unutmuyorum. Çocukluk yıllarımla ilgili şey bunlar, ama farkında olmadan iç dünyam gelişmeye başladı. Çünkü bir şey istersen hep eziksin, çekinirsin. Bir şey isterken su isterken, su alabilir miyim diye sorardım. Çocukluk yıllarımda bende bu eziklik vardı. Çünkü onlar senin annen-baban değil!”\n\nARKADAŞINDAN SATMAK İÇİN KURBAN DERİSİNİ İSTEDİ\nMurat Göğebakan, ilk-orta-lise eğitimini Adana’da tamamladı. Engeli yüzünden okullarda bazen zor anlar yaşadı, dışlandığı oldu. Her şeye rağmen konservatuarı bitirdi, Çukurova Üniversitesi’nde işe girdi. Teyzesinin kızıyla evlendirildi, bu evlilikten bir oğlu oldu. Tüm bunlar olurken Murat Göğebakan, müzik hülyasından da vazgeçmiyordu. Gitar dersleri vermeye başladı, Adana’da barlarda sahne aldı. Maddi olarak zor günler geçiriyordu. Bir röportajında oğluna pişik kremi almak için arkadaşından aldığı kurban derisini nasıl sattığını böyle anlatacaktı; “Bizim Ramazan, Adana’da zengin bir kardeşimizdi. ‘Hadi öğlen gel hep beraber yemek yiyelim’ dedi. Geldi arabayla bizi aldı, kurban kesmeye gittik, kurban kesildi. Ramazan, kurbanın derisini ne yapacaksın dedim? Bir şey yapmayacağım. Bana verir misin dedim, ne yapacaksın dedi? Kuruturum, Bülent (oğlu) üzerinde uzanır, oynar dedim. Tamam, kelleyi de al o zaman dedi. Olur dedim. Ve bizi tekrar akşama doğru kendisi eve bıraktı. Bizi eve bıraktıktan sonra ben kurbanın kellesini ve derisi alıp kasaba gittim. O zaman hiç unutmam 1500 lira para vermişlerdi. 1000 lirasına gidip pişik kremi aldım, 400 lirasına peynir, ekmek falan almıştım. Eve gelmiştim, hayat böyleydi…” (Devam Edecek…)\n\n
KAYNAK: https://www.instagram.com/ByAlada/