KAMU BANKALARININ EKONOMİDEKİ YERİ-2

Bir önceki yazımda, kamu bankalarının, ülkemizdeki son derece az olan birikimlerin, güvenli bir şekilde bankacılık sistemine aktarılması için etkin rol oynaması gerektiğini sizlerle paylaştığımı belirtmek istiyorum. Bu hususun ülkemiz için hayati bir konu olduğunu, istenilen hedefe ulaşılması için faize duyarlı kesime hitap edebilecek yatırım araçlarının geliştirilmesi gerektiğini tekrar hatırlatarak, sektörün diğer faaliyet alanlarında, kamu bankalarının nasıl davranması gerektiği konusuna devam etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

Bankacılık sektörünün sahip olduğu iştiraklerle birlikte kambiyo, havale veya E.F.T yoluyla para transferi ,A.T.M. hizmetleri, kredi kartı, sigortacılık, bireysel emeklilik, yatırım işlemleri gibi alanlarda faaliyet gösterdikleri hepimizin bilgisi dahilindedir. Sayılan hizmetler hayatın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Parasal büyülüğü mevduat toplama ve kredi verme diye ifade edilen ana faaliyetlere yakın seyretmektedir. Ulaşılan kitle sayısı ana faaliyet alanındaki müşterilerden fazladır. Bankada parası olmayan veya kredi kullanmayan çok sayıda insanımız mevcuttur, buna karşın sayılan ürünleri kullanmayan veya hizmetlerden yararlanmayan yok denecek kadar azdır. Böylesi bir alanda kamu bankalarının olmaması düşünülemez. Devletin ekonomide “düzenleyici, denetleyici ve yönlendirici” fonksiyonu devreye girmelidir. Aksi halde, özellikle değinilen işlemlerin çok pahalı bir şekilde müşterilere sunulması ihtimali oldukça kuvvetlidir. Yine, gelir düzeyi düşük insanların yoğunlaştığı yerlere özel bankaların rağbet etmediği gerçeği karşısında, hizmetlerin ulaştırılması için kamu bankalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Kredi kullandırmak bankaların temel iki fonksiyonundan birisidir. Kredi kullandırmayan bankanın varlığı düşünülemez. Bankalar gelirlerinin en az % 80’ini kredilerden elde ederler. Ne var ki bu faaliyet aynı zamanda çeşitli riskleri de beraberinde getirir. Kullandırılan her kredi tahsil edilinceye kadar sisteme risk olarak kayıt edilir. İflas etmek suretiyle sistemden çıkan bankaların kredilerini doğru kullandırmadığı veya riski yönetemediği görülecektir. Buna karşın, günümüzde gerek firmalar gerekse şahıslar nerede ise tüm faaliyetlerini kredi ile yapar hale gelmiştir. Tatilin, gündelik kullanım eşyalarının, kiranın, ev ve otomobil satın almaların kredisiz olması nadir hale gelmiştir. Firmaların yatırımlarını, hammadde alımlarını, işçilik, kira, elektrik, su ve haberleşme giderlerini kredi kullanmak suretiyle ödedikleri bir gerçektir.

Böyle bir dünyada kamu bankalarının kredi politikası nasıl olmalıdır? Meslek hayatı Müfettiş, Şube Müdürü ve Bölge Koordinatörü olarak geçen birisi olarak, kamu bankalarının kredi kullandırımında ana oyuncu olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kamu bankaları kredilerini esnaf, zanaatkar ve küçük işletmeler ile tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimlere vermelidir. Orta ve büyük ölçekli firmaların kredilendirilmesi işi özel bankalara bırakılmalıdır. Özel bankalar kredi riskinin ölçülmesi, kredinin yönetilmesi, firma verimliliği gibi konularda kamu bankalarına göre daha rasyonel hareket etmektedir. Konut veya otomobil sektörlerinin dar boğazını aşmak amacıyla kamu bankalarınca düşük maliyetli bireysel kredi kullandırılması, bir yandan kamu zararına neden olmakta, diğer yandan söz konusu varlıklarda yapay fiyat artışı yaratmaktadır. Bireysel tüketimin kamu eliyle teşvik edilmesi asla düşünülmemelidir. Kısaca kamu bankaları kredilerde zorunlu hallerde ve yerlerde var olmalı, bu alanı asıl oyuncu olan özel sektör bankalarına bırakmalıdır.

Saygılarımla,