KAMU BANKALARININ EKONOMİDE YERİ -1

Bu günkü yazımda, kamu bankalarının ekonomideki yeri ne olmalıdır sorusuna cevap aramaya çalışacağım. 1988 yılında bir kamu bankasında Müfettiş Yardımcısı olarak başlayan meslek hayatım, müfettiş, şube müdürü, bölge koordinatörü, tekrar şube müdürlüğü şeklinde 32 yıl sürmüş ve 03.07.2020 yılında aynı bankadan emekli olarak sonlanmıştır. 1988-2020 arasında geçen yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti ekonomik, siyasi ve sosyal alanlarda çok büyük çalkantı, değişim ve dönüşüm geçirmiştir. Yaşanan ekonomik krizlerin merkezinde kamu bankaları yer almış, Sümerbank, Anadolu Bankası, Etibank, Denizcilik Bankası ve Emlak Bankası tabelalarını indirmek zorunda kalmışlardır. Bu gün hayatını sürdüren kamu bankaları ise sermaye yapıları, organizasyon, işleyiş, çalışanların hukuki statüleri açısından önemli değişimlere uğramışlardır. Değinilen dönemde önemli sayılabilecek görevleri ifa eden, dolayısıyla yapılan yanlışları bizzat gözlemleyen birisi olarak, kamu bankalarının ekonomideki yeri ne olmalıdır konusundaki fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Günümüzde bankalar sahip oldukları iştiraklerle birlikte sayılamayacak kadar değişik alanlarda faaliyet göstermektedir. Mevduat toplama, kredi kullandırma ana uğraşı olmak üzere, havale veya EFT yoluyla para transferi, kredi kartı, kiralık kasa, sigorta acenteliği, çek ve senet tahsilatı, sermaye piyasası işlemlerine aracılık etmek gibi geniş bir alanda faaliyetleri olan bankalar, ekonomiler için vazgeçilmez unsurlar haline gelmişlerdir. Kamu bankalarının yukarıdaki satırlarda sayılan faaliyet alanlarının hangilerinde asıl oyuncu, hangilerinde denetleyici, düzenleyici, olumsuzlukları önleyici rol oynaması gerektiği üzerinde düşünmeye başlayalım.

Kamu bankaları özel ve tüzel kişilerin ihtiyaç fazlası paralarını yani birikimlerini devlet vasfıyla koruma altına almalıdır. Tasarruf oranı son derece düşük olan ülkemizde, insanımızın güven sorunuyla birlikte bu konu hayati önem taşımaktadır. Burada kamu bankaları asıl unsur olarak devreye girmeli, faize duyarlı kesimi de dikkate almak suretiyle, geliştireceği çeşitli araçlarla, tasarrufları olabildiğince Türk Lirası cinsinden bünyelerinde toplayarak ekonomiye kazandırmalıdır. Aksi halde ülkemiz için son derece kıymetli olan birikimlerin altın veya dövize dönüştürülerek yastık altı diye tabir edilen sistemin dışına çıkarıldığı acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Son yıllarda fiziki altının alınarak saklama veya altın hesabına dönüştürülmesi, yine, fiziki olarak altın almaksızın birikim sahiplerine vadeli veya vadesiz altın hesabı açılmasının oldukça yararlı olduğunu belirtmek istiyorum. Aynı şekilde faize duyarlı kesime dönük olarak geliştirilen Kira sertifikası, kar paylı ürünler veya SUKUK benzeri yatırım araçlarının daha da çeşitlendirilerek geliştirilmesinin önemini vurgulamak istiyorum. Çok tercih edilmemekle birlikte tasarruflarını döviz olarak tutanların birikimlerinin bankacılık sisteminde yer alması, ulaştığı rakam düşünüldüğünde kaçınılmazdır.

Diğer bankacılık işlemleriyle, krediler konusunda kamu bankalarının nasıl davranması gerektiğini bir sonraki yazımda değinmek üzere hoşça kalın.

Saygılarımla,