Latince bir kelime olan Papa, ‘Baba’ anlamına gelir. Bu kelime aynı zamanda IV. yüzyıldan beri Katolik Hıristiyanların dini liderini tanımlamak için kullanılır. Katolik kilisesi, İsa Peygamber’in papalık görevini verdiği Aziz Petrus’tan beri papalığı Katolik Hıristiyanlarının en yüce makamı olarak kabul eder ve tanrısal bir kurum olduğunu öne sürer. Vatikan'da Kardinaller tarafından seçilen papanın mutlak surette erkek olması, hiç evlenmemiş, çoluk çocuk sahibi olmamış, bekâret yemini etmiş ve kadınlarla hiçbir şekilde ilişki kurmamış, ömürlerini dünya nimetlerinden uzakta geçirmiş olması gereklidir. Tarih boyunca dini kullanarak büyük bir siyasi güç ve zenginlik elde eden papalar, dini liderliklerinin yanında genelde siyasetle de uğraşmış, iktidarlıkları için oluk oluk kan akıtmaktan kaçınmamışlardır.
***
Özellikle başlattıkları Haçlı Seferleri ve engizisyon mahkemeleri ile yüzyıllarca terör estirmişlerdir. Ama bu devasa güce sahip papalık kurumunun tarihindeki belki de en ilginç olayı; Vatikan'ın yüzkarası olarak görülen ve varlığı tarihten silinmeye çalışılan, 'Kadın Papa Joan’ olayıdır. Katolik Kilisesi'ni yüzyıllardır rahatsız eden hikâyenin başkahramanı Joan, IX. yüzyılda Almanya’da yaşayan dindar bir ailenin yanında evlatlık olarak büyüyen bir İngiliz kızıydı. Yakınları, onu "Gilberta" veyahut "Jutta" diye de çağırıyorlardı. Oldukça zeki bir kız olan Joan, kadın olmasının kendisine dezavantaj yarattığını düşünür ve 12 yaşına geldiğinde erkek elbiseleri giymeye, erkek çocuğu gibi davranmaya başlar. Daha sonraki yıllarda Joan, Hıristiyan misyonerlere katılmış, onlarla beraber gittiği Atina'da din ve felsefe öğrenmişti. Zamanla ilahiyat konusunda dönemin hemen bütün Hıristiyan kaynaklarına ve sözlü anlatımlarına vakıf olmuştu. Ama Atinalı Hıristiyanların gözünde önem kazanan sakal bırakma âdeti, onu bu kentten ayrılıp sakalın tıraş edildiği Roma'ya gitmeye zorladı. Roma'da kendini John Anglicus ismiyle erkek olarak tanıtan Joan, Benedictine Manastırı’na girer. Bilgisi ile kısa süre içinde rahip ve kardinallerin de bulunduğu geniş bir çevre edinir. Hepsi onu dönemin en gözde din bilginleri arasında kabul ediyorlardı. Bundan dolayı Papa IV. Leon'un sağlığı bozulmaya başlayınca kardinaller, papalığa en layık kişi olarak onun adını dillendirmeye başlarlar. 853 senesinde Papa Leon ölünce yerine kilise dışından bir kişi olmasına rağmen, Joan seçilir ve IIX. Joan adıyla göreve başlar. Papa Joan, 2 sene 5 ay 4 gün boyunca Papalık tahtında oturmuştur.
Başlangıçta her şey sorunsuz gitmekteydi ama Joan rahiplerden bir sevgili edinince durum değişti. Kısa bir süre sonra da hamile kaldı. Hamileliğini 9 ay boyunca bol dökümlü resmi kıyafetlerinin altında gizlemeyi başaran Joan, çocuğunu doğurduktan sonra onu kilise içinde terk edilmiş bebeklerden biri olarak büyütebileceğini düşünüyordu. Ancak 855 yılında Aziz Petrus Kilisesi’nin dışında kortej halinde yapılan bir dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca oracıkta çocuğunu doğurur ve kadın olduğu ortaya çıkar. Yazılanlara göre o ve çocuğu hemen orada öldürülmüştür. Bazı yazarlar, öfkeli kalabalık tarafından parçalandığını, diğerleri ise Roma sokaklarında atlara bağlanarak sürüklendiğini söylerler. Joan’ı öldürdükleri yere gömdükten sonra üzerine; ‘Baba. Babaların babası. Kadın Papa’nın çocuk doğurma ihanet!’ yazılı mermer bir plaket koyup, plaketin hemen yanı başına da bir anneyle çocuğunu gösteren bir de heykel dikilir. Asırlar boyunca duran plaket ve heykel, Joan’dan geriye bir iz kalmaması için XVI. yüzyılın sonlarında Papa V. Pius’un emriyle kırdırılır ve kadın papanın ismi papalar listesinden de silinir. O gün bu gündür papalar geleneksel ayinleri esnasında Roma’da yürürken daima bu noktada caddeden dönerler. Bunun olaya duyulan nefretten yapıldığına inanılmaktadır. Vatikan, Joan’ın unutulması için elinden geleni yaptı. Fakat bazı kilise mensuplarının olayı tarihe kaydetmelerine bir türlü engel olamadı.
Joan'ın macerasını, önce XI. yüzyılda yaşayan Martinus Scotus adında bir rahip yazdı. Martinus'u XII. yüzyılda kilise tarihçisi Gemiorslu Siegebert takip etti, ondan bir yüzyıl sonra yaşamış olan tarihçi Martinus Polonus da ''Papaların ve İmparatorların Tarihi" isimli eserinde olayın bütün ayrıntılarını anlattı.
***
Vatikan'da yaşanan Joan olayından sonra 1200 yıldır papa seçimlerinde cinsiyet kontrolünün yapıldığı rivayet edilir. Aynı hatayı bir daha yapmamak için yeni papanın cinsiyeti konusunda kendilerini garantiye almak isteyen kardinaller, "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" misali testis muayenesi âdetini getirmişlerdir; Papalık seçimi sonrasında papa adayı bol dökümlü resmi kıyafetinin altına bir şey giymeden 'sedia stercoraria' diye anılan ortası delik bir koltuğa oturur ve kardinaller tarafından koltuğun altındaki oyuktan papa adayının genital bölgesi tek tek elle yoklanarak yeni papanın kadın değil, erkek olduğundan böylece emin olurlar.
Aslında Vatikan’ın da, kırmızı cübbeli ve külahlı kardinallerin de, Katolik Hıristiyan âlimlerinin de bu konuyu yalanlamaları son derece normal. Zira bugün bile uygulandığı iddia edilen bu kontrolü anlatmaya kalktıkları takdirde, komik duruma düşmeleri ve papalık makamının ciddiyetinin ortadan kalkması ihtimali kesin olacaktır. Sağlıcakla kalın…