Kaç Kaç Olayı

Geçtiğimiz 10 Temmuz, bilhassa biz Adanalılar'ın "Kaç kaç" diye tabir ettiği günün 105'inci yıl dönümü idi.

O tarihlerde bölgemizde yaşayan Ermenilerin Türkleri toplu halde katliama girişeceği haberi üzerine azınlıkta olan Adanalı'ların bir kısmı Toroslar'a, bir kısmı da Akkapı Mahallesi’ndeki "Şıh Cemil Nardalı'nın bahçesine kaçmış. Tarihte bu vakaya" KAÇ KAÇ OLAYI" denilmiştir.

Bir ay önce KARBOĞAZI YENİLGİSİ, Fransızları her ne kadar sakinleştirmiş olsa da, Ermenileri kudurtmuştur.

Kuva-i Milliyeciler'in istihbaratı sonucu Ermeni'lerin büyük bir soykırıma girişeceği haberi; Adanalıların evlerini terk ederek kaçmasına sebep olmuştur. Çocukluğumuzda Fransızlarla ve özellikle Ermeni'lerle yapılan gerilla savaşlarını dinlemek en büyük zevkimiz idi.

İrfan Foto'nun Annesinin teyzesinin kocası Reşit Demirdelen, bu hususta enteresan maceralarını anlatırdı.

İrfan şöyle derdi:

"Dedem pek anlatmazdı ama, gözlerinde savaş yorgunluğu vardı. Birilerinin palavra atıp, hem Sarıkamış'ta, hem Filistin'de ve hem de

Çanakkale'de şehit düşmüş dedelerim yoktu ama savaştaki kahramanlıklarla 'Şahin' lakabını alan dedem 'Yusuf Şahin' diye anılırdı.

Reşit enişte Kuva'i Milliye'nin casusluk görevini üstlenmiş, Küçük Saat ile Kazancılar arasında hamallık yaparak istihbarat toplarmış.

Genelde istihbaratçılar hamallık yaptığı gibi, eşeklere murt dallarını doldurup, satıyormuş gibi davranıp dolaşırlar, bilgi toplarlarmış.

Hani biz Karaisalı'lara 'Murtçu' diye takılırız ya, bu oradan gelir"

Kazancılar Adana'nın önemli bir çarşısı olup, hamallık yapmaya en uygun yerdi.

Bir gün Reşit enişteyi, genç bir çift, yükünü taşıtma bahanesi ile Tepebağ'a bir eve götürmüş. Avluya girince kapılar kapanmış.

Reşit enişte durumu anlamış ve duvardan atlayarak kaçmış.

Reşit Enişte bir hançer yaptırmış.

Yarım metrelik bir don lastiğinin bir ucunu hançere, diğer ucunu omuzuna bağlayarak gömleğinin koluna gizlemiş.

Hançeri kullanmak gerektiğinde, kolunu sallayınca lastik uzuyor, hançer eline geliyor.

Bir gün Küçük Saat'te dolaşırken 3 tane Ermeni askeri etrafını sarmış.

Reşit amca kolunu sallayınca hançer eline gelmiş.

Tabi o 3 askerin bağırsaklarını ellerine vermiş. Obalar Caddesinin sonunda bulunan mezarlığa kaçmış. Orada 3 gün yatıp kendisini unutturduktan sonra tekrar piyasaya çıkmış.

Reşit amca sizlere daha önce anlattığım Hatay'ın ülkemize katılması amacı ile, Mustafa Kemal tarafından görevlendirilen 9 bin 500 kişiden biridir.

Ermeni askerleri genellikle Küçük Saat civarında dolaşıp, yakaladıklarını Tepebağ'a götürüp keserlermiş. Benim çocukluğumda Abidinpaşa'daki Merkez Bankası'nın temel kazısında yüzlerce insan iskeleti çıkmıştı... Babamın ortağının dayısı Yusuf Amca anlatırdı;

Küçük Saat'teki terziden damatlık elbiselerini almış eve gidiyordum. Üç tane Ermeni askeri etrafımı sardı, 'seni şişmanlıyan istiyor' dediler.

Şişmanlıyan Ermenilerin komutanı. 'Yahu' dedim 'Ben şişmanlıyanı tanımam. O da beni tanımaz'

Halkın desteği ile ellerinden zor kurtuldum.

Diyeceğim o ki; bu kaç kaç olayı Adana'nın kurtuluşunda ayrı bir yer tutar.