İZMİR DEPREMİ VE SONRASI…

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir. Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır. Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye, Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alıyor. Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor.

***

Bu kısa araştırma bilgisinden sonra konumuza dönebiliriz. Türkiye, sismik açıdan aktif olarak sürekli deprem tehlikesi içinde olan ve bunla yaşamayı öğrenmesi gereken bir ülke. Depremle yaşamayı öğrenmeli, tedbirler alınmalı, binalar depreme dayanaklı yapılmalı. Gözleri para hırsı bürümüş müteahhitlere göz açtırılmamalı, sürekli binalar denetlenmeli diye, diye uzmanların dilinde tüy bitti. Ne gereken tedbirler alınıyor, ne de depreme dayanıklı binalar, apartmanlar, siteler yapılıyor. Türkiye’de yetkililer, aç gözlü müteahhitler akıllanmıyor, uslanmıyor. Sadece bununla kalmıyor uzmanların uyarılarına da kulak asılmıyor. Sonuç… Sonuç ortada! Bunca yıldır ülkemizin farklı şehirlerinde, farklı zamanlarda sürekli depremler oluyor, sürekli can kayıpları veriyoruz. En son yaşanan İzmir depremi bizlere yine gösterdi ki hiçbir zaman akıllanmayacağız, uslanmayacağız.

***

Son olarak 30 Ekim tarihinde merkez üssü İzmir’in Seferihisar İlçesinde 6,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. İzmir’de yaşanan deprem faciasında maalesef 115 vatandaşımız hayatını kaybetti. Yıkılan binalar, yok olan hayatlar, yılların birikimini depreme kurban veren aileler. Evlerini, anılarını, hatıralarını, eşyalarını, birikimlerini ve en önemlisi sevdiklerini sadece 16 saniyede kaybeden vatandaşlarımız. Yıkık-virana binaların altında kalan onlarca insanın vebalını kim soracak, cezasını kim çekecek? Tabi ki kimse! Zaten yıllardır böyle olmuyor mu? Neden kimse hesap sormuyor? Yıkılan binaları kimin yaptırdığı yani o katil ruhlu müteahhitlerin kim oldukları biliniyor. Neden kimse bu katillere dur demiyor, diyemiyor? Tutuklanma veya soruşturma açılması şurda kalsın, isimleri bile geçmiyor. Anlamak, kavramak, kabullenmek mümkün değil.

Filmlerde sıkça rastladığımız bir sahne vardır hani, bir inşaat ustası müteahhide sürekli uyarılarda bulunur, ‘Patron, bakın kullandığımız malzemeler çürük. En ucuzunu al diyorsunuz, biz de istediğiniz gibi en ucuz malzemeleri alıyoruz. Siz hala daha ucuzu yok mu, beni batıracak mısınız diye sürekli söyleniyorsunuz. El insaf! Yakında bu inşaat çöker benden demesi!’ Diyerek müteahhide uyarılarda bulunur ama nafile. Sonuç… Yine bilinen sonuç! Sonunda inşaat çöker ve bütün uyarılar havada kalır. Sonra da o usta (Eğer hayatta kaldıysa), ‘’Ben size söylemiştim. Bakın sonunda inşaat başımıza yıkıldı! Ne olacak şimdi? diye sorar.

Buna benzer örnek birkaç filmde bir ders gibi çıkıyor karşımıza. Ama daha önce de dediğim gibi uslanmayı bilmeyen, gözünü para hırsı bürümüş ve sahtekar şahsiyetsizler yüzünden ocaklar sönüyor, aileler yok olmuyor mu? Bir şekilde yıkılmayan, zarar görmeyen inşaat halindeki binalar o şekilde bitiriliyor ve vatandaşın satışına sunuluyor. Sonrada en ufak bir sarsıntıda binalar yerle bir olup, un-ufak oluyor. 30 Ekim günü İzmir’de meydana gelen depremde yıkılan binalar aynı şekilde yapılmadı mı? Bunun örneklerini haber bültenlerinde hepimiz izlemedik mi?

***

Bu sefer biraz farklı durum var gibi, nasıl mı? Çıkan haberlere göre depremde yıkılan bir binanın depreme dayanıklı olmadığını ve acilen binanın boşaltılıp daha sağlam bir hale getirilmesi için bina sakinlerine uyarılarda bulunulmuş. Bu uyarılara rağmen ilginçtir bina sakinleri söylenenleri dikkate almayıp, binanın boşaltılmasına karşı çıkmışlar. ‘Bizleri boşuna masrafa sokmayın, bu bina sağlam’ demişler. Bu iddiaları o binadan şans eseri kurtulan bir bina sakininin TV röportajından duydum. Ne kadar doğru, ne kadar yalan bunu ancak kendileri bilir. Eğer röportajı veren bina sakininin konuşmaları doğruysa diyecek tek bir laf kalıyor, ‘Allah sizi bildiği gibi yapsın!’ Bu kadar cana mal olan, çocukları yetim, öksüz bırakan, anne ve babalara evlat acısı yaşatan, sevenleri birbirinden koparan bu insanların vebalı her zaman üzerlerinde olacak… (Devam edecek)