Bugünlerde toplumsal sorunlarımız baş göstermeye başladı. Bir toplumu tanımlamak ve genelleme yapmak hayli zor.
Emeğimizle yemeğimizi pişirmek yerine, emeksiz maddi çıkar sağlayıp, toplumda sahip olduklarımızla var olma süreçlerini yaşıyoruz.
Ve bunu başaranlar var...
Yerel seçimlerin üzerinden 7 ay geçti, şöyle bir belediyelere bakalım…
Elle tutulur ne yapmışlar, “Hiçbir şey!”
Yani işe yarar hiçbir hizmet yok.
Artık Adana halkının ihtiyaçlarına yönelik yapabilecekleri çözümlere başlamaları gerekiyor. 31 Mart Yerel Seçimler öncesi tüm adaylar proje tanıtım toplantısı yaptı, her seçimde olduğu gibi.
Verilen sözlerin de, “Özde değil sözde olması gerekiyor.”
Geçmişten bugüne baktığımızda hayatımıza giren siyasilerin birçoğu gülümseten anılar bıraktı bizde. Özellikle seçim dönemlerinde havada uçuşan vaatler, hedefler, kampanyalar her zaman ilgiyle izledik dinledik.
Ama şöyle düşünürsek de dilin kemiği yok her tarafa dönüyor, düşünmeden söylediğimiz bir sözün ileride telafisi olmuyor. Her ne kadar düşünceler ve davranışlar insanların kişiliği hakkında bilgi verse de, ağzımızdan çıkıveren kelimeler önem arz ediyor.
Konuşmamız gereken yerde susmak, susmamız gereken yerde konuşmak, bizim başımıza gelenlerin en büyük sebebi. Konuşmamamız gereken yerde susmuyoruz, susmamız gereken yerde konuşuyoruz. Konuşma öyle bir konuşma ki, normal vakitte söylemekten imtina ettiğimiz kelimeleri ardı ardına sıralıyor, sözün nereye varacağını hiçbir zaman kestiremiyoruz.
Siyaset yapılma amacı nedir? Yaşadığımız şehre en iyi şekilde hizmet etmektir, iz barakan projeler yapmaktır. Şunu bilin ki, iz bırakırsanız konuşulur hatırlanırsınız, aradan yıllar geçse de iz bırakamazsanız da mefta olur gidersiniz.
Nerden biliyorsun diye soracak olursanız sizde benim gibi ara ara basından okuyorsunuzdur. 25 yşlarında 30 yaşlarında sözde çalışak elde edilmiş lüks arabalar katlar ve yatlar. İşin diğer bir acı yanı da bu ve benzeri kişilerin var olmasını sağlayan sistemsizlik. İşin diğer bir acı yanı bunları örnek alamaya başlayan gençlik. Gençliğin bir kısmı üretime katılmak yerine bunları örnek almakta ve bu yönde çaba harcamaktadır.
Bir de emekleriyle kazandılarını biriktirip hızlı para kazanmak uğruna paralarını dolandırıcılara kaptıranlarda var. Bu kaptıranların bir kısmıda emeksiz yemek olmaz diğen ve bu yönde tırnaklarıyla kazıyarak 3-5 lira biriktiren insanlar. Dolandırıçılar bunuda fark etmiş olacaklarki artık işletmeler kurmaya başlamış ve yüksek kazanç vaadiyle bu paraları toplamışlardır. Peki suçlu sadece sistemsizlikmi ? hiçmi bizde suç yok?
Aslında şu basit kıyaslamanın işe yarayacağını düşündüm her zaman. Orantısız kazanç vadeden sitemlere bakışım şu şekilde: sabahtan akşama kadar çalışıyorum günlük 100 tl yevmiye alıyorum. Kazanç vadeden yatırımcı (dolandırıcı) veya parayı verdiğim kişi ne iş yapacakta yatırdığım 10 bin lira için bu kadar kazanç sağlıyacak ve bana buradan 100 tl verecek. Bu kadar kazanç varsa neden işletmelere içralar gitmekte işletmeler kapanmaktadır. Suçun bir kışmıda bizde aslında kazanmak uğruna kendimizi ikna ediyoruz hızla para kazanma emeksiz zenginleşmeye çalışmak kolay geliyor.
Türkiye cumhuriyetinin kuruluşu sonrası bu kadar imkansızlıklar içinde dışa bağımlılığı azalmak için sanayi devrimleri yapılmış ve kalkınma süreci başmaıştır. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk üretime olan dikkati çekmek için şu güzel sözü sarfetmitir. Çalışmadan yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlarevvala haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, sonrada istikbal ve istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar. Galiba biz toplum olarak bunu çabuk unuttuk.
Peki üretmek istiyenler hiçmi yok tabiî ki var. Ama maalesef üretmeye çalışıp kaybedenler çoğunlukta buda insanları üretimden uzakjlaştırmakta. Para üretim yerine dolandırıçılara ve hiçbir varlık göstergesi olmayan sanal paralara kaymakta.
Savaş ve yokluk yıllarınadan çıkıp üretip başarı ve daha iyi gelecek için hırsları olan ve çalışan kuşak ne odluda şu an üretimden kaçınır oldu. Galiba sorun sadece sistemsizlik değil bu sefer. Sistemsizlikle beraber eğitimsizlik. Okuyan üreten insanın kıymetsiz rantiyeciler ve bunalrdan nemalananların kıymetli olması. Toplumun sucu ne bunda. Toplumda paranın kiayafetin gösterişin toplumda statü kriteri olarak kabul görmesi. Oy uğruna siyasetin bu kültürü desteklemesi.
Galiba teknolojik gelişmelerle beraber sabısız bir kuşak olutsu ağacı ekip meyvesini yemek yerine yemememeği yada manavdan alıp yemeği terçih eden bir kuşak oluştu. Okadar hızlı bir kuşaktayızki bazı sosyal medya kuruluşları birkaç günde milyonlarca kullanıcı sayısına ulaştı.
Ekonomik ve taplumsal kalkınmanın en önemli faktörü ülkemizin kendi öz varlıklarıyla üretimin artmasıdır. Kalkınma üretimin desteklenmesi ve nitelikli işgücünün yetiştirilmesiyle gerçekleşecek bir durumdur. Bu ancak eğitimle mümkündür. Eğitimle yatiştirilen iş gücü verimli bir şekilde değerlendirildiği takdirde, yani referansın ve torpilin değil değil liyakatı esas alan ve üretimi destekleyen yönetim sistemini kurmayı başardığımız gün bilinki ya kalkınmışızdır yada uçmamıza ramak kalmıştır.
Günümüzde insanlar için hazır hiçbir şey yok. Herkesin kendi emeğiyle, kendisi için çalışması lazım. Sadece çalışarak biz kendi amacımıza ulaşabiliriz.
Bizim hayatımız durmadan geçiyor, bu yüzden bizim de durmadan çalışmamız, yeni bir şeyler öğrenmemiz gerek.
Mesela dünyadaki bütün ünlü insanlar kolay yoldan mı ünlü oldular diye zannediyorsunuz? Tabi ki onlar da zorluk çekmişlerdir. Yaşamda sadece iyi şeyler yoktur, zorluklar da çok olur, farklı güçlüklerle karşılaşabiliriz, ama bütün sorunları çözmek mümkündür. Bunun için biz ne kadar istiyorsak o kadar gayret etmemiz gerekir. Var olan bütün güçlerimizi saklamadan harcamakta fayda vardır.
Başarıya ulaşmak için çok çalışmamız, her zaman son haberleri, bilim ve teknolojideki yeni buluşları bilmemiz lazım. Bunları bilmeyerek biz hiçbir zaman başarılı olamayız. Sadece çalışarak biz gözle görülür başarılara ulaşabiliriz.
Son zamanlarda da bizim ülkemizde yeni binalar yapılıyor. İşte her geçen gün bizim ülkemiz gözle görülür biçimde gelişiyor. Bu da bence ülkemizdeki bütün insanlar için büyük bir başarı oranıdır. Eğer ülkemiz için her insan çalışırsa, sorunları çözmek için olumlu yönden yaklaşırsa, o zaman biz geleceğimize güvenle bakabiliriz.
Çalışmayı seven insan kendi maksadına ulaşır. Bu gibi insanlar hem başarılı hem sağlıklı olurlar, çünkü onlar hep hareket halinde oluyorlar. Ama tembel ve hareketsiz insanlar her zaman geride kalırlar.
“Zahmetsiz rahmet olmaz.” diye bir atasözü var. Her işte gayret ederek, biz istediklerimizi elde edebiliriz. En önemlisi de her şeyi seve seve yapmamız gerek, o zaman kendimiz de zevk alırız, başkalarına da zevk veririz.