İSTENİLEN DEĞERİ KAZANAMAYAN TL.

Başlığı şöyle de yazabilirdim; Tl, niçin beklenildiği kadar değer kazanamadı?

Özellikle Ağustos ayında USD karşısında %33 civarında değer kaybeden TL’nin, alınan ve alınacak önlemlerle, en azından belli ölçüde değer kazanması bekleniyordu. Burada özellikle TCMB’NIN arttıracağı faiz ve açıklanacak Yeni Ekonomik Plan-YEP(Orta Vadeli Plan) umutların odak noktasındaydı.

TCMB, uzun süre faizleri arttırmamakta direndi; BDDK ve TCMB ufak tefek ayarlamalarla günü kurtarmaya çalıştı. Sonunda bir hafta arayla faiz artışı ve YEP açıklandı. Ancak her şey teker teker geldi, az, çok zaman aralıklarıyla toplumla paylaşıldı. Ve her ara verilişinde piyasa devamının gelmeyeceğinden korktu.

YEP, maalesef önceden her derde deva olacak bir ilaç gibi şişirildi. Açıklandığı zaman da sadece hedefler verildiği görüldü, ancak hedeflere nasıl ulaşılacağı detaylı bir şekilde rakamlarla ortaya konamadı. Özellikle Mega Yatırım ve “Stratejik Yatırım” olarak açıklanan projelerin finansmanı ve ne zaman, nasıl gerçekleşeceği hakkında bilgiler yetersiz görüldü. Bu da cari açık ve büyüme beklentilerinin inandırıcılığını olumsuz etkiledi.

Plana temel olan USD/TL kurları(2018 $/TL 4,90, 2019 5,60) ve cari açık rakamları(2019 GSYH’nın %3,3, 2020 %2,7’si) gerçekçi bulunmadı. Dolayısıyla faiz ve büyüme hedefleri üzerinde soru işaretleri uyandı. YEP bu güne kadar varlığı inkar edilen bazı sorunları gün ışığına çıkardı. Bunların başında da aşırı kur artışları sonucunda bankaların tahsili sorunlu alacaklarının ve bozulan bilançoların gündeme gelmesi oldu. Her ne kadar bankaların sorunlarına bir çözüm bulunacağı ifade edilmiş olsa da, detay verilmedi, reel sektörün sorunları sanki bir kenara ayrılmış gibi göründü.

YEP ve TCMB’NIN faiz açıklamalarının sonunda, bir yerde satın alınan beklentiler satıldı. Unutmamak gerekir ki, özel sektörün devasa bir döviz açığı var ve oluşan cari açıklarla her yıl bu açığın üstüne eklemeler yapılmaktadır. Ekim 2018’de özel sektörün 9.394 Milyon$, kamunun 1.672 Milyon $, toplam 11.066 Milyon $ çevrilecek/ödenecek döviz borcu vardır. Bunun üstüne aylık cari açık rakamının ödemesi de gelecektir. Kurumlar ödeyecekleri döviz borçları için en uygun zamanda, en uygun fiyata döviz satın almak zorundalar. İnsanlar kendilerini garantiye alıp uygulamayı görmeyi tercih ettiler.

Tabii arka planda bir de ABD ile bozulan ilişkiler var. S-400, Brunson, Suriye sorunları, acaba bir gün ABD Türkiye’ye karşı finansal bir ambargo uygular mı ihtimali, kafaları karıştırmaya devam etmektedir. Politik sıkıntıların yanı sıra FED’in 2018’de toplamda 4 kez faiz arttırması ihtimali, hatta 2019’da yine 4 kez faiz arttırılma riski, küresel ticaret savaşları, AB’nin tahvil alımları yoluyla piyasalara aktardığı paraların 2018 sonunda biteceği, risk algısını zayıflatmakta, Türkiye’ye döviz girişini sınırlamaktadır. 2013’den bu yana sürekli kavga içinde olduğumuz Batı dünyasıyla ilişkiler maalesef bir günde düzeltilemiyor. Hele hele daha fazla demokrasi, hukukun üstünlüğü, medya bağımsızlığı gibi talepler karşılanmadığı sürece. Tüm bu sıkıntılara politik karar vericilerin en üst düzeyde konuşmalarının ve kararlarının belirsizliği düşünüldükçe TL’nin tüm iyi niyete rağmen niye yeterince değer kazanamadığı açıktır. Diğer taraftan dış ilişkilerde olabilecek bir düzelme ve artacak küresel risk iştahı, TL’nin değerini elbette olumlu etkileyecektir.

Bunların başında istikrar, piyasalara güven, yatırım iklimine güven gelmektedir.

Bu gün yüksek miktarda yabancı sermaye yatırımı çeken ülkelere baktığımızda, bunu açıkça görebiliriz. Bilhassa yapısal reformların, her türlü siyasi mülahazaların dışında tutularak süratle yapılması ve uygulamaya konulması gerekmektedir.

Adalet mekanizmasının sağlıklı çalıştığına sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın kani olması gerekir.

Keza, demokrasinin işleyişi, medya ilişkileri, özgürlükler, kişi temel hak ve hürriyetlerinin korunması gibi hususlarda da, varsa eksikliler giderilmeli, gereken iyileştirmeler yapılmalıdır.

Güven ortamının sağlanması ve uluslararası arenada bu kanaatin oluşmasından sonra, TL. hak ettiği değere, süratle kavuşacaktır.

Dolayısıyla, Türkiye yabancı sermaye için cazip ve yatırım iklimi iyi ülkeler arasında yerini alacaktır.

SON SÖZ:’’ ŞİMDİ LAF DEĞİL, İCRAAT ZAMANIDIR.’’