Gazali ve Felsefe
El-Munkız’da filozofları üç kısma ayıran Gazali, onların her birini İslami ölçüler ışığında tahlil ediyor ve aklı vahiyden üstün tuttuklarından, hakikatten uzak kaldıklarını belirtiyor:
1- Materyalistler: Yaratıcı bir Allah’ın varlığını ve ruhu kabul etmezler.
2- Natüralistler: Allah’ın varlığını kabul ettiler fakat ruhun ölmezliğini ve ahiret hayatını da inkâr ettiler.
3- İlahiyatçılar: Temel meselelerde dinden ayrılmaz görünürler fakat Gazali’ye göre bunların da iman akidelerine uygun olan yönlerinin yanında imanla asla uyuşmayan tarafları da mevcuttur.
Gazali’nin imanın prensipleriyle filozofların düşüncelerinin bir birine tamamen zıt olduğunu belirttiği ve onları tekfir ettiği üç esas şunlardır:
1- Filozofların, haşrin (yeniden diriliş) bedenle beraber olmayacağı, yani insanın öldükten sonra ruhunun tekrar bedeni ile birleşemeyeceği ve yalnız ruhların devam edeceği şeklindeki görüşleri.
2- Allah’ın dünya ve kâinata ait teferruatı değil de yalnız külli kanunları bildiği şeklindeki iddiaları.
3- Âlemin kadim olduğu şeklindeki düşünceleri.
Gazali imanı üç dereceye ayırır:
1- Halkın imanı; ki taklit derecesindedir.
2- Kelamcıların imanı; ki inceleme ve araştırma sonucu ulaşılan imandır.
3- Ariflerin imanı; ki hakikati bizzat yaşar ve her şeyi yakın nuruyla görünür.
Konu buraya kadar gelmişken, İhvan-ı Müslimin ve ya Mülüman Kardeşlerden bahsetmemek olmaz…
İşte İhvan denilen İslami Teşkilat:
İhvan-ı Müslimin nasıl kuruldu?
Hasan el-Benna, bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya başladığında “Selahattin Eyyubi’nin topraklarından(Mısır) bu istilanın kurtarılması gerekli.” diyordu. Benna, kahvehanelerde, halkın bir arada bulunduğu yerlerde konuşmalar yapıyor ve irşad faaliyetinde bulunuyordu. Hasan el-Benna bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya başladığında “Selahattin Eyyubi’nin topraklarından bu istilanın ( İngiliz işgali ) kurtarılması gerekli.” diyordu. Benna kahvehanelerde, halkın bir arada bulunduğu yerlerde konuşmalar yapıyor ve irşad faaliyetinde bulunuyordu. Bu faaliyetlerinin birinde, konuşmalarını dinleyen ve kendilerine yol göstermesini isteyen altı kişiyle beraber, Mısır’ın İsmailiye şehrinde bir evde 1928 yılında, İhvan-ı Müslim adıyla teşkilatını kurdu. İslam davası için sözleşen Hasan El-Benna, Hafız Abdulhamit, Ahmet el-Husari, Fuad İbrahim, Abdurrahman Hasebullah, İsmail İzz ve Zeki el-Mağribi olmak üzere, yedi kişinin sermayesi ise ellerindeki gündelik sermayeleri idi.
Teşkilatın ismi ise, kendi aralarındaki konuşmalarda şu şekilde ortaya çıktı. İçlerinden biri: "Teşkilatımızın adı ne olacak?" dediğinde, Hasan El Benna: "Biz İslam'a hizmet için yola çıkmış kardeşleriz. Adımız da İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) olsun." diyecekti. Böylece Hasan El Benna henüz 22 yaşında Müslüman Kardeşler örgütünü kurmuş oldu.
İhvan-ı Müslimin çalışmalarına öncelikle kültürel sahada başladı. Kuran, tefsir, hadis, akaid ve ibadet gibi ilimlerde, kendilerini yetiştirmek için, İsmailiye’de bir ev kiralayarak, burayı medreseye dönüştürdüler. Fedakarlık ve yardımlaşma esasıyla kurulan cemiyetin temel amacı; “ Mısırın sömürge idaresinden kurtulup bağımsızlığını sağlaması , “İslam’ı doğru anlayacak, yeni bir neslin yetiştirilmesi” ve Mısırın İslami kimliğiyle uyumlu sivil bir rejimin kurulması idi.
İhvan, İsmailiye’de kendilerine bir mescid ve bir okul ( Hira İslam Enstitüsü ) ile teşkilat merkezi oluşturdular. İhvan’ın gelişimi hızlı bir şekilde oldu. Teşkilat kısa süre içinde Ebu Savir, Port Said, el-Bahr, Süveyş ve Kahire'ye kadar yayıldı. 1932 yılında ise merkezini Kahire’ye taşıdı. Açtığı okullar, mescitler, enstitülerle, yayınladığı dergilerle, verdikleri konferanslarla İhvan-ı Müslimin Mısır’ın her noktasına yayılan büyük bir İslami hareket haline geldi.
İhvan-ı Müslimin, 1940’ların başından itibaren açıktan siyasi ve emperyalizm karşıtı propagandalara başlayınca, önemli sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. İhvan, Süveyş Kanalının milleştirilmesini savunuyor ve II.Dünya savaşı sürecinde, İngilizlerin Mısır’ı savaşa dahil etme çabalarına karşı çıkıyorlardı. Bu durum hükümetin teşkilata yönelik bir dizi tedbir almasını da beraberinde getirdi. Yayın organı olan el-Menar’ın basım ruhsatı süresiz olarak iptal edildi. Eğitim Bakanlığı ise el-Benna’yı Mısır’dan 300 mil uzaklıktaki Kena kasabasına sürgün etti. Kısa bir süre sonra ise Hasan el-Benna ile es-Sukkeri tutuklandı. Ancak cemiyetin baskıları sonucunda serbest bırakıldılar.
Yarın devam edeceğiz…