Geçtiğimiz hafta Cuma günü, Samsun yolculuğunda,İnebolu'ya varışımızın yıldönümü idi.
Hayırlısı ile ertesi gün Sinop, 19'unda da Samsun'da idik.
Mustafa Kemal, Mondros mütarekesinden sonra Alman General Von Sanders'i, Adana'dan trene bindirmiş "Yıldırım Orduları"nın başına henüz geçmişti ki, padişah'tan gelen "Orduyu dağıt İstanbul'a gel" talimatına rağmen Adana'ya gelmiş.
Üç günlük bir örgüt çalışması yaptıktan sonra 10 Kasım 1918 günü, İstanbul'a hareket etmiştir.
Adanalı'larla Kurtuluş Savaşı'na karar veren Mustafa Kemal İstanbul'da rahat durmamış, Kuva-i Milliyecilerle örgütsel çalışmalara katılmış, Anası'yla kız kardeşiyle görüşmüştü.
Artık Anadolu'ya geçme vakti gelmişti.
İngilizler, İstanbul'dan giriş çıkışları ruhsata bağlamış, herkes istediği gibi çıkamıyordu.
Mustafa Kemal ve arkadaşları, üzerlerindeki üniformaları atıp,sivil olarak Anadolu'ya geçmek için, ormanlardaki ağaçların yapraklanmasını bekliyorlardı.
Anadolu'ya, kaçak olarak, hem de yetkisiz gitmeyi düşünürken bir mucize oldu.
Karadeniz'deki eski Pontus Rum İmparatorluğunun kalıntıları, Osmanlı'nın durumundan istifade edip, Pontus Devletini tekrar kurma hevesine kapılmış.
Rum çeteler Türk köylerini basıp, katliam yapmaya başlamışlardı.
İngilizler Padişah'a baskı yaparak bir müfettiş göndermesini, aksi halde Mondros'un 7'ci maddesi uyarınca Samsun'u işgal edeceklerini bildirirler.
Mustafa Kemal böyle bir fırsatı kaçırır mı?
Anadolu'ya sivil ve yetkisiz gidecekken, resmen bir yetkili olarak gitme fırsatı doğmuştu.
Harp Okulu'nda,kendisinden yüksek sınıflarda okuyan abileri Genel Kurmay'da yetkiliydiler.
Hemen kulis faaliyetlerine geçip "Beni gönderin" diyerek herkesi ikna etmiştir.
Görev Emri'nin, çok geniş yetkilerle donatılmasını istemiş, öyle ki Genel Kurmay Başkanı korkusundan imzalamamış, sadece mühür basmıştır.
Genel Kurmay'dan görev emrini almış,sadece Damat Ferit'e imzalatıp, Vahdettin'e mühürletmek kalmıştı.
15 Mayıs'ta Damat Ferit'e gidip, uzun uzun yapacaklarını anlatır ve görev emri'ni imzalatır.
Bu durumu Mustafa Kemal şöyle anlatır;
"Dizlerimiz birbirine deyecek kadar yakın oturduk.
Sağında duran sehpanın üzerinde bir kitap vardı.
Bu kitabı göstererek;
"Paşa, paşa, şimdiye kadar yaptıkların bu kitaba yazıldı, tarihe geçti. Ancak, bundan sonra yazacakların çok önemli¸memleketi kurtarabilirsin" dedi.
Bunları söylerken; .sarayın penceresinden, İngiliz Donanmasının gemileri namlularını saraya çevirmişlerdi.
Vahdettin'in 'memleketi kurtar' sözü "Beni İngilizlerin şerrinden kurtar mı, vatanı kurtar mı?"anlamına geliyordu?
Herkesin yorumu farklı.
Görev emri imzalanmış, mühürlenmiş, ertesi gün (16 Mayıs) İngilizlerden izin alıp, yola çıkmak kalmıştı.
Anasını elini öptü, onunla vedalaştı.
23 tane çakı gibi kurmay subayla Bandırma Vapuru'na geçip, Karadeniz'e doğru hareket ettiler.
Hani "Pusulası bozuk bir gemiyle gizlice kaçtı gibi şeyler anlatılmıştı ya, aslında bunlara gerek yoktu.
Mustafa Kemal'in kendisi efsane idi zaten.
Resmen görevli olarak geminin çıkış belgesini "Boğazlar Komutanlığına" imzalatmış olarak gitmişlerdir.
Gemi hareket ettikten sonra, İngilizlerin istihbarat subayı işkillenmiş.
Bu kadar seçmece subay, üstelik Mustafa Kemal'e verilen yetkiyi okumuş
"Mülki amirleri görevden alma gibi yetkileri içermesi dikkatini çekmiş.
Ancak o günlerde cep telefonu olmadığından, istihbarat subayı yetişemediğinden, Bandırma Vapuru Karadeniz'e açılmış.
Böylece Mustafa Kemal 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basmıştı.