Avrupalılar, 17 ve 18.yüzyıllarda dünya hakimiyetini Türklerden almaya, ele geçirmeye başlamışlardı. Çünkü Türkler bütün Türk coğrafyasında zayıflamaya başlamış ve bunun karşılığında da Avrupa'da bazı milletler ve devletler güçlenmeye başlamıştı. İşte o aşamadan sonra yani, özellikle 18.yüzyıl sonları ve 19.yüzyıl başlarında bu Avrupa ülkeleri ırk kavramını bilimsel olmaktan çıkarıp siyasallaştırmaya başlamıştır. Irk araştırmalarını tamamen kendi istek ve amaçları doğrultusunda dünyaya sunma gayretini gütmüşlerdir. Nedir bunun nedeni? Avrupa dışında kalan dünyayı sömürmek ve insanların kanını emmek. İnsanlığın genel olarak kabul ettiği dört ırk vardır: Sarı, beyaz, siyah, kızıl. Avrupa ülkeleri beyaz ırk olarak sadece kendi coğrafyalarını göstermiş ve bunu da üstün ırk olarak tanımlamıştır. Fransız Artur Gobenau, Irkların Eşitsizliği adlı bir kitap bile yazmıştır. 18.yüzyıl sonları ve özellikle 19.yüzyılda bu üstün ırk kuramı ile zemini hazırlayan Avrupalılar, Afrika, Asya ve Amerika'da akıl almaz insanlık dışı işler yapmışlardır. O kadar ki, Belçika Kralı Leopold'un Afrika'da yaptıklarına kendileri bile dayananamışlardır. Daha iki yüz sene bile olmamış bu bütün insanlığa yapılan zulüm ortada iken, bugün Avrupalıların insanlığına imrenmek de ayrı bir garabet olsa gerek. Bu ırk ve ırkçılık kavramını kirleten, bilimsel bir kavram olmaktan çıkaran Avrupalılara karşı bir kişi itiraz etmiş ve bilimsel olarak onlara meydan okumuştur. Kim mi O? Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK! Daha 1925 yılında Türk Antropoloji Enstitüsü'nü kurmuş ve başına da Tıp Doktoru Şevket Aziz KANSU'yu getirmiştir. O dönem dünyanın en tanınmış Antropologlarını ülkemize davet etmiş ve onlarla sürekli sohbetler etmiştir. O kişiler kendi ülkelerinin yöneticileri ile görüşme fırsatı bulamazken, Büyük Başbuğumuz onlarla görüşmeyi sürdürmüştür. Bu yetmemiş, Türk öğrencilerini Antropoloji ve Arkeoloji eğitimi almaları için yurt dışına göndermiştir. Arkeoloji eğitimi almaya gönderilen bir kişi de Adana Kozan'dan Remzi Oğuz ARIK'tır. Büyük Başbuğ, manevi kızı Afet İNAN'ın da o dönemin bir numaralı Antropoloji Uzmanı Öjen PITTARD'dan ders almasını sağlamıştır. Avrupa'lıların sarı ve dolayısıyla geri ırk dediği Türklerin beyaz ırk olduğunu ispat çalışmaları, araştırmaları yapılmış ve bu durum bilimsel olarak ortaya konmuştur. Bu çalışmalar, araştırmalar sonucunda bugün bütün dünyanın kabul ettiği gibi çok zengin bir Antropolojik arşive sahibiz. Altmış binden fazla kafatası incelenip arşivlenmiştir. Antropolojik ve Arkeolojik araştırmaların yanında bu çalışmalara bağlı olarak Tarih çalışmaları da yapılmış ve 1930 yılında Türk Tarihi'nin Ana Hatları adlı bir kitap da yazılmıştır. Çok önemli görüşleri içeren bu kitabın yayınlanması Avrupalıları çok kızdırmıştır. Neden? Çünkü, onlar tarihi yazıp bitirdikerini iddia ediyorlardı. Onların yazdığı tarih, Türksüz ve tamamen kendi üstün ırk özelliğini vurgulayan bir tarih idi. Onların bu kızgınlıklarına Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK şu cevabı vermiştir: Tarihi biz Türkler yaptık ve biz yazacağız. Sizin yazdığınız Tarihi değil bizim yazdığımız Tarihi okuyacağız. Irk, Irkçılık, Avrupa, Türk gibi kavramların içerikleri zannederim daha açık olarak anlaşılmıştır. Bunu neden söylüyorum? 3 Mayıs 1944 Olaylarına bir de bu açıdan bakmak için. Bu Olayların ayrıntılarına bir ara ayrıca gireceğiz.