İnsan nedir?
Fiziki özellik itibarı ile bu soru sorulsa cevabı elbette kolay verilir. Çünkü gözümüzle gördüğümüz biçim, insanı tarif eder. Bu nedenle insan nedir sorusunu insan olmak nedir diye sorduğumuzda işler karışıp gider. İnsan fizik olarak yaratılıyor ve bu konuda istisnalar dışında eşitlik var. Yani, fizik özelliği itibarı ile insanlar doğuştan eşit durumdadır. Ondan sonra her geçen zamanda insan, insan olmak anlamında farklılaşıyor. İşte bütün mesele, bu farklılaşmanın ölçüsü ve yönüdür. Bu farklılaşmayı belirleyen unsurlar nelerdir? Aile, çevre, eğitim, imkânlar, kültür vesaire vesaire. Sonuç olarak fiziki olarak eşit doğan insanlar, sürecin sonunda bambaşka insanlar olarak hayatlarını sürdürüyor. Bu konuya neden girdim biliyor musunuz? İnsanın esas olarak Farkındalık Düzeyi ile donatılmış olması her işin özüdür. Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, benimle yola çıkan arkadaşlar, ufukları kadar benimle birlikte hareket etmeye devam ettiler demiştir. Gerçekten de öyle olmadı mı? Milli Mücadele'ye büyük emek veren bazı kişilerin aslında farklı amaçlar için yola çıktıklarını sonradan görmedik mi? Bütün iş ortak yaşanan konularda Farkındalık Düzeyi ölçüsünde beraber olabilmektir. Bugün ülke ve toplum olarak yaşadığımız ağır şartlarda tamamen birbirinden zıt noktalarda olmamızın önemli nedenlerinden birisi Farkındalık Düzeylerimizin farklılığıdır. Önemli nedenlerinden birisi diyorum. Aslında farklı noktalarda olmamızın tek nedeni Farklılık Düzeylerimizdir demek daha doğru ama araya çok değişik bir durum giriyor. Nedir o? Kişisel çıkar hesapları. Yani kişi, kişisel çıkarı için yanlışı farklı ettiği durumda bile fark etmemiş gibi davranıyor. Bu çıkar hesaplarını ayrı tutuyorum. Bir barış ve silah bırakma oyunu ile karşı karşıyayız ve bunun adını da şartsız teslimiyet koymuştuk. Bugün geldiğimiz noktada işlerin böyle olmadığı ve hatta teröristin bırakın şartsız silah bırakmasını ayağına gidildiğini görmüyor muyuz? Bu gerçekler ortada iken neyi ve neden tartışıyoruz? Bu kadar açık işler olurken neden ve nasıl tamamen ayrı noktalarda olabiliyoruz? İlgili çıkıp "adamlar silahı bırakacağız diyorlar, bırakma mı diyelim" diyor. Yaşananlar ortada iken bu sözlere hangi farklılıklarla inanılır? Papa Türkiye'yi ziyaret ediyor, 1700 yıl sonra güya İznik Konsülü toplanıyor. Sadece Türk Ortodoks Patrikhanesi varken bile Rum Kilisesi'nin Ekümenik olması mümkün değil, ama adam afra tafra yapıyor. Biz de bu konuyu içimize sindirelim öyle mi? Böyle açık bir konuyu neden ve nasıl tartışabiliyoruz? Terörist başı Lozan'ı eleştiriyor, abd temsilcisi Lozan'ı eleştiriyor, Papa'nın gelişi ve Ekümeniklik Lozan'a tamamen ters ve Lozan Anlaşması da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tapusu. Bu gerçekler ortada iken neden ve neyi tartışıyoruz? Kişisel çıkar hesapları yoksa Farkındalık Düzeyi konusu devreye girmiyor mu? Fiziken eşit doğan insanın Farkındalık Düzeyi konusunda farklılaştığını söylemek bu gelişmelere uygun düşmüyor mu? Peki ne yapmak gerekir diye sormak icap eder. Her şeyden önce kişisel çıkar hesaplarını derhal bırakmak zorundayız. Kişisel çıkar elbette sadece maddi değil. Maddi olmayan kişisel tatminler de var. Nedeni ne olursa olsun bu çıkarları bir kenara bırakacağız. Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı ve devamı için ne gerekirse onu yapmaya ve onu düşünmeye hep birlikte karar vereceğiz. Aksi takdirde ne olur? Gemi su alıyor ve hepimiz batarız. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Gemiden kurtulanlar zaten gemiyi batıranlar olacaktır.