İnsan Hakları

Adına Türkçe’de “Özgürlük Evi” dediğimiz, Freedom House “Dünya’da Özgürlükler 2020” raporunu açıkladı.

Demokrasi, insan hakları ve siyasi özgürlüklerin teşvik edilmesini amaçlayan bu düşünce kuruluşu ‘nun raporuna göre ; son 10 yılda özgürlükte “en çok gerileyen ikinci ülke Türkiye”

Rapora göre, 49 ülke arasında en kötü durumda olan 10 ülke; Tacikistan, Libya, Somali, Suudi Arabistan, Ekvador Ginesi, Kuzey Kore, Türkmenistan, Güney Sudan, Eritre ve Suriye.

Türkiye ise; son 10 yılda Dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke olarak gösterildi.

Bu; her Türk gibi, beni de üzüyor.

Övünmek gibi yorumlanmamasını rica ederek belirtmeliyim ki; Dünya’yı defalarca dolaşmış 62 yıllık bir basın mensubu olarak ben, bu en alt küme’ye itiraz ediyorum.

Ben de kabul ediyorum; bu sıralamada en iyi yerde değiliz.

Ama…

Puanlama yapılırken; ırk, dil, din ve siyasi ilişkilerin göz önüne alındığına adım gibi eminim.

Bu hususta ilk temennim, bu tür uluslararası kuruluşların tarafsızlıklarını korumaları, bizim gibi ülkelerin de, daha çok gayret ederek “insan haklarına” daha saygılı davranmalarıdır.

Bu vesile ile anlatmak isterim.

Geçtiğimiz Perşembe günü; Yüreğir Kaymakamı Oğuzhan Bingöl’ün talimatı gereği; Dr. Canan Doğruluk ve Murat Tanrıkulu ile birlikte bazı karakolların nezarethane’lerini denetledik.

Bu arada belirteyim; ben de “İnsan Hakları Komisyonu” üyesiyim.

Samimi söylüyorum, bu kadar düzgün nezarethanelerle karşılaşacağımı ummuyordum.

Nerede ise hiç bir eksik bulamadık.

Dolaştığımız nezarethanelerin hepsinin tuvaletleri, duşları, ısıtma ve soğutma tesisatları, muntazamdı.

Kadınlara ve çocuklara ayrı bölmeler yapılmıştı.

Yeterli doğal havalandırmaları mevcuttu.

Tuvalet, banyo ve temizlik ihtiyaçlarının tamamını karşılamaları mümkündü.

Sabit ve dayanıklı oturma yerleri vardı.

Yeterli miktarda yatak ve battaniye mevcuttu.

Isıtma ve soğutma tesisatları muntazamdı.

İfade alma odaları; istenen şartlara uygun, aydınlık ve insan sağlığına uygun düzenlenmişti.

Yeteri kadar masa ve sandalye vardı.

Aydınlatılmaları çok iyi idi.

Nezarethanelerde, işkence aleti intibahı uyandıracak hiçbir malzeme yoktu.

Uygun, müdafi görüşme odaları mevcuttu.

Durun, durun…

Nezarethane odalarını nerede ise imrenilecek hale getirdiğimin farkındayım.

Tabi ki öyle değil.

Allah kimseyi oraya düşürmesin.

Sadece; bu odaların insan onurunu rencide etmeyecek düzeyde olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Samimi olalım.

İnsan Hakları konusunda elbette mükemmel değiliz.

Ama her geçen gün, standartlara biraz daha yaklaştığımızı söylemek yanlış olmaz.

Yukarıdaki ziyaretler sonrası

Bu konuda her şeyi devletten beklemek de doğru değil.

Sivil Toplum Örgütlerinin de yapacağı çok şey var.

Sadece maddi anlamda değil.

Kafa olarak da,medeniyetler düzeyine çıkmalıyız.