İnönü’nün dilinden Atatürk(5)

Sanırım bundan 5 yıl önceydi.

Hürriyet Gazetesi, tarihe ışık tutacak harika bir ilave verdi.

Benim de şefliğimi yapmış efsanevi gazeteci Abdi İpekçi’nin 1968 yılında, İnönü ile yaptığı unutulmaz bir söyleşi ile bilinenleri doğruladı, bilinmeyenleri de gün yüzüne çıkardı.

İpekçi’yi çok iyi tanıdığımdan ona yürekten inanıyor ve İsmet İnönü ile yaptığı bu muhteşem söyleşiyi, zaman zaman sizlerle yeniden paylaşmak istiyorum.

***

TAKLİDİ KABUL ETMEZDİ

-Sizce Atatürk’ün kişiliğine özellik veren hususlar nelerdir?

-Atatürk’ün genç zabitliğinde bilmediğimiz, meydana çıkmamış vasıfları, büyük vazifeler karşısında bulundukça kendini göstermiştir.

Büyük hassaları vardır..Karar sahibidir, kararları açıktır. Bir defa karar verdikten sonra onu tatbik etmek için şahsiyeti çok tesirlidir.

Mesela kumandanlıkta bu hassası bilhassa dikkati çeker. Muharebe meydanında yürütmek istediği muharebe şeklini, tertipleri en uzak yerde bulunan askere kadar duyurur, onun üzerinde kendi iradesini ve azmini, şartlar ne olursa olsun hissettirirdi.

Bu bir kumandan için en büyük hasletlerden biridir.

Askerlik vasıfları hakikaten yüksektir.

Her millete, her devirde yüksek vasıfta kumandan sayılır.

Siyasi vasıflarının daha yüksek olduğu görülmüştür.

Bu ikisi birleşince Atatürk’ün şahsiyeti müstesna bir ölçüye çıkmış oluyor.

Siyasi vasıflar hakikaten çok yüksektir.

Milli Mücadele’nin askeri safhada idaresi kadar siyasi iradesi de nazikti. Hatta ‘daha nazikti’ denilebilir.

Atatürk siyasi safhanın idaresinde de aynı derecede maharetli, hatta daha maharetli olmuştur.

Mesela benim kanaatimce Milli Mücadele’nin, bir Millet Meclisi kurularak, onunla beraber yürütülmesi son derece güç, fakat harikulade isabetli bir karar olmuştur.

Padişah idaresi, saltanat idaresi, bütün tarihten gelen mekanizma hayati bir mücadelede karşı tarafta bulunuyor. Bunun karşısında Millet Meclisi’nde ihtilalciler bir hükümet teşkil ederek mücadeleyi devam ettirebiliyorlar.

Askeri sahada, idari sahada, iç ve dış siyaset sahasında bu, harikulade bir buluştur. Emsali de hemen hemen yok gibidir.

Zannediyorum, anlattığım meziyetlerden sadece bir tanesi bir insanın hayatını dolduracak kuvvette ve ehemmiyettedir.

-Atatürk’ün siyasi ve iktisadi doktrinler karşısında aldığı bir vaziyet, açık ve kesin bir görüşü var mıydı?

-Görüşlerinde meçhul bir saha yok. Cumhuriyet Halk Partisi’nin prensipleri Atatürk’ün düşüncelerini gösteriyor. Başından itibaren özel teşebbüsü esas tutmuş ve ölünceye kadar bu prensibi tatbik etmiştir.

Tabii hale göre tedbir almak ve tedbirler içinde her büyük devlet adamı gibi, ölçüleri ihtiyaç nispetinde ayarlayabilmek başlıca meziyetlerindendir.

Tatbiki mümkün olanları, devre devre tatbik etmiştir.

-Atatürk’ün “Biz bize benzeriz” sözünü sizce nasıl yorumlamak gerekir?

-“Biz bize benzeriz” sözünü ilmin, tarihin kabul ettiği büyük prensiplerin dışında bir manada tefsir etmek hatadır.

Bundan olumlu olarak çıkarılacak mana şudur.

İlmin, sağ duyunun gösterdiği ana prensipleri kendi memleketimizin ihtiyacına göre adapte etmek.

Atatürk, tatbik ettiği usullerde kendisine “Başka yerde yoktur, bu böyle tatbik edilmez. Kitapta böyle yazar, falan da böyle yazar…” diye nazari ne kadar itirazlar, cevaplar olursa onları karşılamak için “Biz bize benzeriz” diye ifade etmiştir.

Atatürk, taklidi, kopyayı kabul etmezdi.

İşte söylerlerdi “Şu şöyledir, bu böyledir…” diye.

O hepsini bildikten, gördükten sonra, zamanın meselelerini, milletin ihtiyaçlarını, ilmin ışığında, nazariyatının gösterdiği prensiplerden haberdar olarak, kendi ihtiyaçlarımıza göre adapte etmeyi uygun bulurdu.

Biz bize benzeriz sözünü, yaptığı şeye karşılık “Nedir bu yaptığın? Özel teşebbüsmüdür, devletçilik midir?” gibi sorulara, nazari bakımdan yapılan itirazlara cevaben “Benzeyen tarafı var. Biz kendimiz yaparız, kendimize benzeriz” manasında kısa bir şekilde izah etmek için söylemiştir.

Aslında Atatürk,ilmin sağ duyunun esas prensiplerinin daima rehber olduğu kılavuz olduğu bir zihniyet taşımıştır.