Soğuk savaş böyle bir şeydi. Bu oyunu gören ve karşı çıkanlar da Hrant Dink gibi saldırıya uğradılar.
Bu çatışma, tarihi uyandırırsa, konu Azerilerle Ermeniler arasındaki Karabağ sorunundan ibaret kalmaz. Bu işin içinden Minsk grubu da çıkamaz. Zaten belirttim; onlar, sorunu çözmek için değil, krizi kontrol edilebilir ve sürdürülebilir hale getirmek için varlar. İlaç fabrikaları gibi yani! Gaye tedavi etmek değil, hastalığı sürdürmek, hastaları sömürmek.
İran, Azeri nüfusu ve ülkedeki diğer Türkmenlerin toplam nüfusu ile birlikte, Türkiye’den sonra en büyük “Türkî devlet”tir. Sadece Azeriler birlik olursa 35 milyonluk bir nüfusu ifade eder bölgede. Hazar’ın güneyi ve batısı Azeri coğrafyasıdır aslında. İbni, Haldun’un dediği gibi, ’Coğrafya kaderdir.’ Doğduğumuz toprak, doğduğumuz zaman, doğduğumuz anne-baba kaderimizdir. Onları bizim seçme hakkımız yok.
Bu hesaba göre, İran Azerileri, Azerbaycan nüfusundan fazla. Kaldı ki, resmi rakamlar ya da wikipedia rakamları tam olarak gerçeği yansıtmıyor. İki Azerbaycan birlik olursa, İran’daki diğer etnik grupları ayırırsanız, Azerbaycan İran’dan daha büyük olur. Tarihe bakarsanız, İran tarihinin, Pers İmparatorluğu tarihinin bu durumda yeniden yazılması gerekir.
İran’da Azeri meselesi yanında, “Arap Şiası” meselesi de yakında gündem olursa şaşmamak gerek. İran’ın Ermenistan politikası böyle giderse ters teper. Bölgedeki çatışma orada kalmaz.
İran’da etnik gruplar; Wikipedia’ya göre % 61 Fars, % 16 Azeri, % 10 Kürt, % 2 Türkmen, % 6 Lur’lar, % 2 Beluci’ler, % 2 Arap, % 1 Diğer. Ermeniler % 1’lik grupta gösteriliyor ki, bu rakamlar doğru değil. Bu hesaba göre Huzistan ve Belücistan buharlaştırılmış. Farisiler büyütülmüş. İran 82 milyon nüfusa sahip. Azerbaycan’ın nüfusu 10 milyon. İran’da bunun 2,5 katı Azeri var.
Bazılarına göre; “% 25-30 olan İran Türklerinin oranı, Azeriler tarafından % 60-70 olarak ifade edilmektedir. En büyük Türk nüfusunu, Azerbaycan Türkleri oluşturur. Sayıları 18 milyon ila 25 milyon arasındadır.” İran bu savaşta en azından, askeri olarak açıkça Azerbaycan’ın yanında değil. Türkiye’nin durduğu yer belli. Karabağ, İran sınırında bir bölge. Bu iş uzarsa nereye varır işin ucu sizce…!!!Çünkü İran’da yönetime tepkiler artıyor.
İran ve Azerbaycan arasında ilişki sadece etnik kökene dayalı bir ilişki değil. Mezhebi bir benzerlik de var. İran’daki Molla düzeni Azerbaycan’da etkili değil. İran’a göre Azeriler sekülerleşmiş, geleneksel olarak Şii bir topluluk. Azeri topluluğu ne Fars Şiası’na, ne Arap Şia’sına yakın, Hizbullahi bir eğilim de göstermez. Azeriler her anlamda Türkiye’ye çok daha yakın bir topluluk. Osmanlı’dan, hatta Selçuklulardan yana bu böyle. Ermenistan ise, sanki Türkiye ile Azerbaycan arasına, Gürcistan’la İran arasında örülmüş bir bariyer gibi.
Ne garip, Nahçıvan ile Türkiye arasında da ilişkiler, her anlamda olması gerekene göre, çok yetersiz.
Bu arada, Ermenistan’ın saldırgan politikalarının sebep olduğu çatışmayı, Ermeni karşıtlığına çevirmek, siyasi bir konuyu, sivil insanlara karşı tehdit gibi göstermek isteyenlere karşı da, dikkatli olmamız gerek. Kafkasya da adeta bir satranç oyunu oynanıyor…
Tarih, günümüzün gerçekleri ve gelecek açısından Türkiye ve Azerbaycan birbiri için vazgeçilemez bir ehemmiyete sahip iki ülkedir. Aynı babanın çocuklarıyız. Sadece, evlenip
Ayrı evlerde oturan kardeşler…
Ama sanırım her iki tarafta da, bir anlayış değişikliğine, daha şeffaf ilişkilere ihtiyaç var. Bunun için siyaset, bürokrasi, medya, sivil örgütlenme ve adalet alanında ciddi anlamda iyileşmeye ihtiyaç var..
Daha iyi bir gelecek için sadece Ermenistan gailesinden kurtulmak ve Dağlık Karabağ’ın kurtulması yetmez, kendi içimizde de yapmamız gereken çok iş var. Yoksa dertlerin biri biter, bir yenisi başlar. Biz önce kendi iç dinamiklerimize bakmalıyız. Birbirimizi kardeş millet, kardeş ülke olarak, çok daha yakın içselleştirip, çok daha sağlam bir sistem kurmalıyız. Her alanda ilişkimizi geliştirmeli, işbirliğini artırmalıyız.
SON SÖZ:’’ BİR ELİN NESİ VAR? İKİ ELİN SESİ VAR.’’