İnsanlık tarihinde, coğrafyaların ve kültürlerin kesiştiği yerde garip ve bir o kadar komik anlar yaşanmıştır. Hele ki bir yanda tarihi ve misafirperverlikle yoğrulmuş bir Türkiye, diğer yanda ise planlı programlı saatler ve sessizlikle örülmüş bir Avrupa varsa... Ortaya çıkan tablo, bir stand-up gösterisine taş çıkarır.
Örnek mi? Örnekten çok ne var. Mesela zaman kavramı; Bir Avrupalı için ‘Saat 5'te ordayım’ demek, 16:58'de kapıda olmak, 17:00'de ise konuya girmek, 17:05’te iş bitmiş demektir. Türkler için ise, ‘Saat 5'te ordayım’ demek, "Şu an trafik yoğun, bir de yolda arkadaşıma uğrayacağım, ayıp olmasın diye çay da içeriz. Büyük bir ihtimalle, 5 ile 6 buçuk arası gelirim, ama gönlüm 5'te orda" demektir.
Avrupalı, bir Türk'ün randevusuna sadık kalmadığını düşünürken, Türk ise Avrupalının neden bu kadar sıkıcı ve esnek olmayan bir hayat sürdüğüne şaşırır. Sonuç; Avrupalı, Türk arkadaşını beklerken kitap okur, Türk ise randevuya geç kalma stresini, yolda yarım paket içtiği sigara ile atmaya çalışır.
***
Misafirperverlikteki farklar var sırada… Avrupa'da bir misafirliğe davetliyseniz, ‘Saat 8'de gel, 9'da git’ kuralı üstü kapalı geçerlidir. Ayrıca tabağınızdaki son zeytini yiyorsanız, bu tamamen sizin suçunuzdur. Türkiye'de ise durum tam tersidir. Kapı çalındığında, içeri giren sadece bir kişi değildir! Giren kişi, onun ailesi, akrabaları, torun tombalaktır. Zorunlu ikram edilecek 5 çeşit yiyecek de, ziyareti ziyafete çeviren bonustur.
"Bir çay içip kalkalım" diyen bir Türk, aslında o evde 3 öğün yemeyi, ev sahibinin bütün hayat hikâyesini dinlemeyi ve ayrılırken zorla eline tutuşturulan bir paket dolusu yiyeceği (yolluk) kabul etmeyi taahhüt etmiştir. Avrupalı bir misafir, "Doydum, teşekkürler" dediğinde, bu bir minnet ifadesidir. Bir Türk, "Doydum ama…" dediğinde ise bu, ev sahibine daha çok ikramlık için verilen bir mesajdır.
Türk Milleti, ses seviyesi asla ayarlayamaz. Başından ilginç bir olay geçen vatandaş, olayı anlatırken olay anını yaşar. Öyle hiddetle anlatır ki, bu şahıs “Sohbet mi ediyor, konser mi veriyor?” dersiniz. Yer, zaman, mekân bilmeksizin bağıra bağıra, söve saya olayın kahramanlığını üstlenir. Avrupa'da halka açık bir yerde ise fısıltıyla konuşulur. Eğer sesiniz biraz yükselirse, çevrenizdekiler, "Kimseyi rahatsız etmeye hakkınız yok. Toplumsal düzeni bozuyorsunuz, derhal sakin olun" bakışı atar. Hadi sıkıysa bir Türk’e, “Toplumun huzurunu bozuyorsun” desin!
Türker ile Avrupalılar arasındaki iletişimde de farklar var. Misal, bir Türk cep telefonunda konuşurken, sanki hattın diğer ucundaki kişi başka bir kıtadaymış gibi konuşur. Türk düğünlerindeki ya da aile toplantılarındaki ses seviyesi, uluslararası standartlarda bir rock konserinin desibel sınırlarını zorlar. Bir Avrupalı gürültüden rahatsız olurken, bir Türk ise sessizlikten korkar. Sessizlik, ya bir sorun olduğu anlamına gelir ya da "Neden kimse eğlenmiyor?" feryadının sessiz çığlığıdır.
Avrupalı, "Ben, kendim ve benim kişisel alanım" felsefesiyle yaşar. 18 yaşını dolduran çocuk, valizini toplar ve hayatına devam eder. Türkiye'de ise durum, sevgi dolu topluluk gibidir. Bir Türk'ün tek başına aldığı karar, aslında tüm sülalenin onayı ve eleştirisiyle alınmış bir karardır. Bir Türk genci yeni bir işe girdiğinde, bu sadece onun işi değildir; teyzesi, amcası, dayısı, halası ve hatta uzaktan bir kuzeni de, o işle ilgili fikir beyan etme hakkını kazanmıştır. Avrupalı, bu denli iç içe geçmiş bir yaşamdan kaçarken, Türk, ailesinden uzak kalmayı en büyük ceza olarak görür.
***
Bu ayrı iki kültür çakışmasında Türkler mi, yoksa Avrupalılar mı haklı? Sonuç olarak; Ne Türkler, ne de Avrupalılar haklı… Sadece iki farklı dünya var ve bu dünyaların çarpışmasından ortaya çıkan enerji, yaşamı daha eğlenceli ve daha gürültülü kılıyor.
Bir yanda 17:00'de başlayan, 17:05'de biten organize bir toplantı, diğer yanda ise 17:30'da başlayıp, gece yarısına kadar süren yeme, içme, dedikodu ve dünyayı kurtarma planlarıyla bezeli spontane bir çay saati var.
Evet, farklılıklar güzeldir, yeter ki o farkı mizahı kucaklayabilelim.
Şimdi müsaadenizle, randevuma 15 dakika kaldı. Bir arkadaşıma söz verdim, ona uğrayacağım. Daha trafiği aşıp, yolda karşılaştığım başka bir arkadaşla çay içip, randevuma gitmem gerek!