HOLOKOST KURBANLARINI ANMA GÜNÜ ve 1915 TEHCİRİ

27 Ocak, Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Yahudi Soykırımı ve Holokost Kurbanlarını Anma Günü olarak belirlenmiştir. Bu anlamlı günde, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi rejimi altında yaşamını yitiren Yahudi ve diğer azınlık mensupları anılır.

“Holokost Kurbanlarını Anma Gününde’’ Yahudiler, Polonyalılar, Rus savaş esirleri, Romanlar, homoseksüeller, özürlüler, zenciler, ve Yehova şahitleri, yani yalnız 6 milyon Yahudi değil , 11 milyon Nazi kurbanı anılıyor…

Bu anma günü, Türkiye dâhil 104 ülkenin ortak sunucusu olduğu ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1 Kasım 2005 tarihinde oylamaya sunulmadan oydaşma ile kabul edilen karar vasıtasıyla ihdas edilmiştir.

Holokost Kurbanlarını Anma Günü, Auschwitz toplama kampının kurtarılmasının 69. yıldönümüne denk gelmektedir.

İnsanlık tarihinde emsali görülmemiş bu trajediyi fiziki olarak hatırlatmak amacıyla kurulan Auschwitz-Birkenauuluslararası müze fonuna ülkemiz de katkıda bulunmakta ve fonu yöneten uluslararası komite yönetim kurulunda temsilcimiz yer almaktadır.

II. Dünya Savaşı yıllarında, Nazi rejiminin Yahudi ırkını topyekûn yok etmek niyetiyle sistematik şekilde yürüttüğü ve altı milyondan fazla insanın yaşamını kaybettiği “Yahudi Soykırımı Kurbanlarının’’ anılması ve gelecek kuşakların bu konuda bilinçlendirilmesi bu bakımından önem taşımaktadır.

Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre:

“Tarihte eşi bulunmayan Yahudi Soykırımı trajedisinden gerekli derslerin çıkartılması ve benzer olayların bir daha tekrarlanmaması gerektiğine inanıyoruz. Bu bağlamda, hoşgörüyle bir arada yaşama kültürü bulunan ve muhtaç olanlara yardım edilmesi geleneğini içeren tarihimizden de ilhamla Türkiye, Yahudi düşmanlığı, ırkçılık, yabancı karşıtlığı, ayrımcılık ve İslâmofobi’nin önlenmesine yönelik ilkeli tavrını da kararlılıkla sürdürecektir.”

Evet Bakanlığımız son derece insani dürtülerle bu açıklamayı yapmış vaziyette…

1299-1922 arasında ki 623 yıllık Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hiçbir ülke vatandaşı ya da, hiçbir coğrafyanın yaşayan insanları, dil, din, ırk, soy, mezhep vb. gibi ayrıma taabi tutulmamış aksine fethedilen tüm topraklarda yaşayanlara hoşgörü ile yaklaşılarak, onların inancı ve aidiyetleri serbest bırakılmıştır. Üç kıtada ( Asya-Avrupa-Afrika) 22 milyon km2 toprağa ve ortalama 60 milyon insana hükmeden Osmanlı, adaleti, inancı ve aidiyeti ön plânda tutarak, hakimiyeti alanındaki insanları asimile etmemiş, baskı yapmamış, İslâm’ın o engin hoş görüsü, sevgi dili ve yardımlaşma, paylaşma merkezli insani davranışlarıyla onları serbest bırakmış, bir çoğu Osmanlı Yönetiminde ve Saray da görevlendirilmiştir.

Şimdi arkanıza yaslanın ve şöyle düşünün; Osmanlı fütuhat sonrası ele geçirdiği topraklar üzerinde yaşayan insanları göç ettirse, yoğun bir evrilme ile dil, din ve soylarını asimile çalışmaları yapsaydı, bırakın 1900’leri 1600- 1700 yıllara kadar Avrupa’nın yarısı başta olmak üzere, her kes Türk ve Müslüman olurdu. Ancak, Osmanlı asla ve asla bu yola tevessül etmemiştir. O gittiği her yere, serbestlik, özgürlük ve adalet götürmüştür. Savaş dışında, halkın canına, malına, ırzına, inancına büyük saygı gösterilmiştir. Kimse bir şeye zorlanmamıştır. Kiliseler, Sinagoglar, Havralar hep yerli yerinde kalmıştır. Her kes inancına göre ibadetini yapmış, geleneklerini, göreneklerini, örflerini ve adetlerini devam ettirmişlerdir. Hitler’in ‘Üstün Irk’ hedefi ile sebebiyet verdiği, 2. Dünya savaşı ve yitirilen 70 milyon insanın dramı ile yanmış, yıkılmış, harabolmuş ülkelerin durumu aşikârdır.

Tarihsel gelişmelere ve ihanetlere, isyanlara bakarak karar vermek, ‘’Keşke Osmanlı bunları asimile etseydi’’ demek kolay. Bir anlık öfke kabarması ile bu sözü söylersiniz ama, ne dini inancınız, ne de milli değerleriniz buna elvermez. Hitler yapabilir di ve nitekim yaptı da, fakat Osmanlı yapmadı, yapamazdı da… Alman ile Osmanlı arasındaki fark burada…

Şimdi; bu anlayışa sahip bir millet, nasıl olurda kendi tebaası olan Ermenilere tehcir uygular?

Sorun burada düğümleniyor… Birinci dünya savaşında, müttefiki Almanya yüzünden savaşa girmiş olan Osmanlı, hem savaşı kaybetmiş, hem de büyük kayıplar vermiş,( kaynaklar muhtelif rakamlar vermekle beraber, ortalama 5 milyon insanımızı kaybettiğimiz hususunda ittifak var) tüm maddi kaynaklarını tüketmiş, hazine tamtakır, borç diz boyu( nitekim Cumhuriyet kurulduktan sonra, Osmanlı borçları ödenmeye başlamış, genç Cumhuriyet’in omuzlarına yüklenen bu borç; ortlama 400 milyon altın, 1950 yılına kadar ancak ödenebilmiştr.) adeta kül yığını haline gelmiş. Ermeniler, Kars’tan Van’a, Adana’dan K. Maraş’a kadar bir çok il ve ilçede, halkımıza neler yapmamış ki? Bin yıldır birlikte yaşadığımız insanlar, Osmanlı’ya ihanet etmiş, fakr-ü zaruret içinde savaşan ordumuzun cephaneliklerini, havaya uçurma, yağmalama, ikmâl yollarını kesmenin yanısıra, isyan başlatmışlar, Rus’larla işbirliği yaparak, Ağrı-Van hattında beş yüz bin Müslüman’ı katletmişlerdir. Yine de Osmanlı, Holokost değil, TEHCİR yapmıştır. 24 Nisan yaklaşıyor. Bu konuyu ayrıca irdeleyeceğiz…

Bu vesile ile insanlar arasındaki sevgi, saygı adalet ve eşitlikle, özgürlüklerin tüm dünyaya yayılmasını ve insanlığın bir daha böyle bir trajedi yaşamamasını dilerim.

SON SÖZ :’’ İTME EL KAPISINI EL UCUYLA, İTERLER KAPINI, OMUZ GÜCÜYLE..’’