Hokus Pokus, erkekler de kayboldu-1

Geçtiğimiz haftaki yazımda; “Kadınlar 1 haftalığına yok olsaydı…” konulu biraz absürt, biraz trajikomik, biraz düşündüren, biraz da gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayan yazı ile huzurlarınızdaydım.

Ee, şimdi de madalyonun diğer yüzüne bakma vakti geldi! Kadınların yokluğu "küçük bir kıyamet" ise, erkeklerin yokluğu da, kesinlikle "teknik ve lojistik bir absürtlükler komedisi" olurdu.

O meşhur "Ben hallederim. Sıkıntı yok! Yav he he!" cümlesinin dünyadan silindiği, erkeklerin 6 aylığına ortadan kaybolma hayali senaryosuna hoş geldiniz…

Peki, neden mi 6 ay? Bilmem, belki de gittikleri yerde huzurludurlar..!

Neyse biz devam edelim...

Baş tacınız, evinizin direği, "şu kavanozu bir açsana" dediğiniz kahramanlarınız... Babalar, eşler, abiler hatta yolunuzu değiştirdiğiniz "Şişştt, fıstık!" diyen tipsizler bile..!

Bir sabah uyandınız; onlar da “Puuf!” Hepsi bir anda yok olmuştur!

İşte erkeklerin yokluğunda yaşanacak, olası garip ve komik sahneler…

***

Bu yok oluşun olumlu yönleri olduğu kadar, olumsuz yönleri de vardır elbet.

Hıımm hangisinden başlasam acaba?

Dilerseniz ilk olarak, kadınlar adına olumsuz yönlerine bakalım;

Mesela; dünya genelinde kuaförler ve güzellik merkezleri kapatılmıştır. Kadınların hemen hepsinin saçı başı birbirine girmiş, kaş bıyık ortaya karışık olmuş, manikür pedikür tarih olmuştur. Sadece zayıflamak için gidilen spor salonları kapatılmış, diyetisyenler de meslek değiştirmiştir.

Peki neden? Kendilerini beğendirecek bir erkek yok da ondan!

Erkek gücünün, cesaretinin ve ustalıklarının ön plana çıktığı bazı işlerin de yapılamaması, günler, haftalar geçtikçe derinden hissedilmektedir.

Yemek menüsü ile ilgili krizler de patlak vermiştir. Misal mangal krizi; bahçelerde, balkonlarda duran o devasa demir yığınlarına (barbekü) kimse yaklaşmaya cesaret edemezdi. Kadınlar, ellerinde etlerle mangalın başında; "Acaba çırayı neresinden yakıyorduk?", "Kömür mü önce konur, yoksa yelleyen adam mı?" gibi varoluşsal soruları sormaya başlardı. Vegan beslenmeye devam…

***

Evde ise korku dolu, ama stratejik bir gerilim yaşanırdı. Tavanda beliren, avuç büyüklüğündeki örümcekle göz göze gelen kadınlar, örümceğe terlikle değil de, diplomasiyle yaklaşmaya çalışırdı.

Muhtemelen aralarında şöyle bir konuşma geçerdi; "Bak örümcek kardeş, belli bir süre buradayız. Sen o köşede kal, ben bu köşede. Birbirimize hiiçç bulaşmayalım. Tamam mı?" Bıdı bıdı bıdı… Garibim örümcek ise, şaşkın bakışlarla (Hangi gözleriyle baktılarsa artık!) dile gelmiştir, tıpkı erkeklerin yaptığı gibi karşısındaki kadını alttan alır ve “ Olur bacım… Sen bana bulaşmazsan, ben de sana ilişmem” der.

(Devam Edecek…)