Sağlıkta işbirliğine dayanan bir ihracat seferberliği ile bu ürünlerin ayrıca global pazarda da tutunmalarını sağlamak gerekir.
Özel sağlık sigortacılığımız başlangıçta hızlı gelişti, ancak şimdi tamamlayıcı sigorta seçeneğine rağmen duraklama evresini yaşıyor. Buna karşılık bireysel emeklilik sistemi (BES) devletin de desteğiyle yaygınlaşıyor. Yine de alınan önlemlere rağmen BES’ten de çıkışlar %30-40 lar düzeyinde artıyor. Vatandaşın sigorta sistemine tam güvenini sağlamak için ona hayatı boyunca gerçek bir sağlık sigortası ve yaşlılığında da bakım verecek bir sigorta seçeneği ile yaklaşılmalı. Sağlık sigortacılığının yurtdışı pazarlara açılması da sağlık ihracat seferberliğinin bir parçası olarak ele alınmalı, bu konudaki engellerin kaldırılması için çalışılmalı.
20.yüzyılda tıbbın ana meselesi “Hastalıklar” idi. Hastalıkların sebepleri, teşhisi, tedavisi, rehabilitasyonu çok ön plandaydı. Dolayısıyla tıbbın mabedi hastaneler oldu. Halen biz ve pek çok ülke sağlık bütçelerinin %85’ini hastanelere, tedavi edici hekimliğe ayırarak bu mabedi kutsuyor. 21. Yüzyılda tıbbın ana meselesi “Sağlık” olmalı. Çünkü insanların talebi bu yöne evriliyor. Tüketici davranışları ile ilgili sürekli değerlendirme yapan Nielsen şirketinin son araştırma bulgularına göre, insanlarımız artık sağlıklı ürünler değil sağlık veren ürünler tüketmek istiyor! Sağlık ekonomistleri de bu yaklaşımın doğruluğuna işaret ediyor. O halde hastaneler de sadece hasta tedavisi ile yetinmemeli, bir yandan da sağlığı geliştiren kurumlar haline gelmeliler. ‘Dünya Sağlık Örgütünün’ bu konuda çok önemli yönlendirmeleri mevcut. Avrupa Komisyonu da “Her Politikada Sağlık” vurgusu ile sağlığın bütünlüğüne dikkat çekiyor. Engelli bir yaşlımız, bir toplantıda hastane içi ulaşımda ne kadar zorluk çektiğini anlattığında üzülmeliyiz, utanmalıyız. O halde hastanelerimizin JCI Akreditasyonu kadar Yaşlı Dostu Hastane olmasını da önemseyelim. Bir hastane çalışanı olsak da esas işimizin sağlığa bütünsel bakmak ve onu korumak, geliştirmek için çalışmak olduğunu hiçbir zaman unutmayalım.
Sağlık bilişimi değişimin adeta lokomotifi. Bu alanda iyiyiz, daha da iyi olmalıyız. Buradaki en önemli eksiğimiz, aslında iyi yönetişimin temel ilkelerini tümüyle kapsayabilen dijitalleşmeye sadece işleri kağıtla değil de bilgisayarla yapmak olarak bakmamız. Dijital çağın derinliğini, bütünselleştiriciliğini iyi kavrarsak, ondan çok daha etkin yararlanabiliriz. Şeffaflık, dürüstlük, samimiyet, paylaşımcılık, işbirliği, misyon odaklılık, çevre duyarlılığı yeni nesil şirketlerin vazgeçilmez özellikleri, dijitalleşme ile geliştirilebiliyor.
Cep telefonlarımız sayesinde bilgiye her an her yerde ulaşabiliyoruz. Cep telefonu aplikasyonları ile artık hekimler, hemşireler birbirleriyle olgu paylaşabiliyor, iletişim zorluklarını aşabiliyor. Büyük ve zincir hastaneler bu teknolojik olanakları personel eğitiminde daha fazla kullanarak hizmet kalitesini arttırmalı.
Sürdürülebilirlik önemli bir kavram. İsraftan kaçınma ve verimlilik ile beraber, bu kavramı gelecek yıllarda daha çok duyacağımıza şüphe yok. ABD’de yapılan çalışmalarda, ortalama olarak hastane yatışlarının %30 unun gereksiz olduğunu iddia eden araştırma bulguları var. Kim bilir, bu hastalara ne kadar çok gereksiz tetkik yapılıyor. Bizim de bu açıdan yapabileceğimiz ne çok şey var. Artık 2019’ la beraber gereksiz MR ve BT çekimlerindeki dünya şampiyonluğumuzu da kaybedelim. Bu niyetle, makineler yerine insana vermemiz gereken önemin değerini de artıralım.
20.yüzyılın tıp uygulamalarında olan teknololjik gelişimin gereği, her alanda aşırı uzmanlaştık. Hekimler, hemşireler, teknisyenler kendi aralarında bile uzmanlaştılar. Bir süre sonra sektörün tüm unsurları birbirlerine kapalı “silo”larda yaşamaya başladı. Herkesin kendi normları, meslek etiği oluştu. Bu gruplar bilhassa tek tanılı, karmaşık olmayan hasta söz konusu olduğunda kolayca bir araya gelip gereğini yapabiliyordu. Ancak multidisiplineryaklaşım gerektiren kronik hastalıklarda, modern tıbbın başarısını tartışıyoruz. Nesnelerin interneti çağında, artık bu silolardan çıkıp birbirimizle daha etkin iletişim kurmalıyız. Paydaşlar işbirliği koşullarını her fırsatta zorlamalı. Bu amaçla kongreleri daha etkili kılmalıyız. Donuklaşmış, bilimi amaç değil araç haline getirmiş yeknesak toplantılar yerine, 2019’ da konuyla ilgili tüm tarafların birbirini daha yakından tanıdığı, karşılıklı “daha iyi nasıl yapabiliriz” i konuştuğu ortamlarda bir araya gelmeliyiz.
Türkiye, sağlığın pek çok alanında başarılı. Özellikle fedakar ve yetenekli sağlıkçılarımız sayesinde milli gelirden ayırdığı paya göre sağlık hizmet sunumunun başarılı olduğuna inanıyorum. Ancak daha da iyi olmak için yapılması gereken en önemli katkının parça parça verilen hizmetleri bütünleştirecek sevk ve iletişim zincirinin hayata geçirilmesi gereğine birlikte inanmak ve bunun için çabalamak olduğunu düşünüyorum. “Sağlıkta Önder Ülke Türkiye” vizyonu ile var olan başarımızı ihtiyacı olan toplumlara ancak bütünleşerek taşıyabiliriz. 2019 bu anlamda bir atılım yılı olmalı, sadece hizmette değil eğitim ve araştırmada da önderliğimizi birlikte pekiştirmeliyiz. “Sağlıkta Güçlü Türkiye” ancak yerli ve küresel anlamda güçlü olduğumuzda var olacaktır.
SON SÖZ:’’ SAĞLIK ve SAĞLIKTA TEKNOLOJİ GELECEĞİMİZDİR.’’