Sıcak ve nemli bir Mart gecesiydi.. Aslanlar usulca bir çadıra sokuldu ve çadırın kapı tarafında yatan işçiyi boğazından kaparak, gecenin karanlığına doğru çekti. Demiryolu inşaatının başında bulunan Albay John Henry Patterson, ilk kurbanın hikâyesini anılarında şöyle yazmıştı;
“Tsavo’da yalnızca birkaç gün kalmıştım ki, bir ya da iki işçi gizemli bir şekilde ortadan kayboldu ve bana onların çadırlarından kaçırılıp, aslanlar tarafından yutuldukları söylendi. O zamanlar bu hikâyeye itibar etmedim. O iki işçi hatırı sayılır miktarda para biriktirmişti, bu yüzden bazı hainlerin paraları uğruna onları öldürmüş olabileceğini düşündüm.”
***
Aslanlar ilk başta kendini gizlemeyi başarmıştı, ancak Albay Patterson’in yazdıklarına göre, bir sonraki saldırı gerçek vahşeti gözler önüne serdi; “Bir şafak vakti, bir işçinin devasa bir aslan tarafından kaçırıldığının söylenmesiyle uyandırıldım. Hemen canavarın izini sürmeye koyuldum ve kısa sürede talihsiz adamın yendiği noktaya geldim. Her yer kanla, et parçalarıyla ve büyük kemiklerle kaplıydı, bir tek kafası sağlam kalmıştı. Bu şimdiye kadar gördüğüm en korkunç manzaraydı. Kopmuş kafanın dehşete düşmüş, dik dik bakan gözleri her zaman beni izliyor gibiydi!”
Yerliler, aslanlara geceleri sessizce saldırdığı için ‘Hayalet ve Karanlık’ ismini verdiler. 1 ay içerisinde 17 işçi, iki aslanın pençelerinde can verdi. Her geçen gece kurban sayısı arttıkça, bu sefer işçiler canlarını kurtarmak için kamptan firar etmeye başladı. Böylece çalışacak işçi kalmadığı için, demiryolu inşaatı tamamen durdu. Hatta bu iki canavar aslanın yaptıkları, İngiltere’de Lordlar Kamarası’nda gündem olmuş, İngiltere Başbakanı Lord Salisbury şöyle bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı,
“Çalışmaların tamamı 3 hafta boyunca durduruldu. Çünkü bölgede insan yiyen bir aslan grubu ortaya çıktı ve işçilerimize karşı çok talihsiz bir istek duydular. İşçiler, demir bir çitle korunmadıkları sürece devam etmeyi tamamen reddediyorlar. Elbette bu koşullar altında demiryolu çalışması yapmak çok zor ve bu aslanlardan kurtulmak için iyi bir avcı bulana kadar demiryolu inşaatımız ciddi şekilde sekteye uğradı.”
***
İnşaat sahası 13 kilometrelik devasa bir alanı kapsıyordu. Bu yüzden yeterli önlem alınmadan sadece çadırların etrafına dikenli teller çekilerek, demiryolu yapımına kaldığı yerden devam edildi. Ancak bu iki insan avcısını durdurmaya yetmedi. Hayalet ve Karanlık, 9 ay gibi bir sürede 135 insanı kamptan kaçırarak midelerine indirdiler. En sonunda bu insan yiyenleri takip edip, öldürme işi Albay Patterson’a kalmıştı. Defalarca başarısız olan pek çok denemenin ardından, 9 Aralık 1898 gecesinde Patterson kampın yakınlarına ölmüş bir eşek bırakmış, kendisi de tek başına hemen birkaç metre ötedeki pek de yüksek olmayan bir ağaca çıkıp beklemeye başlamıştı.
“Kısa bir süre sonra aslanın gizlice bana doğru sürünmeye başladığını duydum. Beyazımsı çalıların arasında çömelmişken şeklini zar zor seçebiliyordum. Dikkatlice nişan alıp tetiği çektim. Silah sesinin ardından müthiş bir kükreme geldi ve sonra olduğu yerde sıçramaya başladı. Ateş etmeye devam ettim, sonunda birkaç güçlü inleme duyuldu. Yavaş yavaş yerini derin iç çekişlere bıraktı ve en sonunda tamamen kesildi. Bizi uzun süredir rahatsız eden şeytanlardan birinin artık bizleri rahatsız etmeyeceğine ikna oldum.”
Patterson, ikinci aslan için de canlı bir keçiyi yem yaparak benzer bir tuzak kurdu. Aslanı bu şekilde bölgeye çekmiş, yaptığı iki atışla onu kalçasından yaralamayı başarmıştı. Gün doğunca kan lekelerinin izini sürüp, yaralı aslanı bulmuş ve dört el daha ateş ederek Hayalet ve Karanlık isimli iki aslanı birkaç hafta arayla öldürmeyi başarmıştır. Albay John Henry Patterson, iki aslanın derisini yüzdürmüş ve 25 yıl boyunca evinde halı olarak kullanmıştı. Sonraları bu derileri 5 bin dolara müzeye satmış, deriler doldurularak 135 insanı yiyen iki aslan sergilenmeye başlanmıştır.
***
Hayalet ve Karanlık bugün, halen Chicago’daki Field Doğal Tarih Müzesi’nde sergileniyor. Ancak 25 yıl boyunca halı olarak hor kullanıldığı ve derileri kuruduğu için, çok daha küçük ve çok daha tüysüz duruyorlar. John Henry Patterson daha sonra anılarını kaleme almış ve bu olay hakkında ‘The Man-Eaters Of Tsavo’, (Tsavo’nun İnsan Yiyenleri) hakkında bir kitap yazmıştır. 1996 yılında ise bu kitaptan yola çıkılarak, yönetmenliğini Stephen Hopkins'in üstlendiği, başrollerinde Michael Douglas ve Val Kilmer’ın yer aldığı, ‘The Ghost And The Darkness’ (Hayalet ve Karanlık) isimli iki aslanın hikâyesini anlatan film yapılmıştır.
Kaynak: / @cavitpancar