Adana.
Bereketin başkenti.
Emeğin, yiğitliğin, pamuğun, sarı sıcağın şehri.
Güngör Geçer.
O şehirde Büyükşehir Belediye Başkan Vekili.
Oturtulduğu o makam...
Ateşten gömlek.
Ağır emanet.
İlk günlerinde yazdım.
"İnşallah başarır" dedim.
Gencecik adam, siyasi geleceğini parlatır diye umdum.
Partisinin yüz akı olur, Adanalının o tertemiz güvenini boşa çıkarmaz diye düşündüm.
İnanarak, samimiyetle,
Açık açık yazdım.
Fakat ne oldu?
Koca bir sıfır.
Hatta sıfırın altı.
Sadece beni değil...
Başta kendi partilileri olmak üzere, bu şehrin sokaklarında ter döken milyonları büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.
Adana, Adana olalı inanın böyle boş vermişlik, başıboşluk görmedi.
Koca şehir...
Terk edilmiş bir kasaba kıvamında.
Ana caddeler, o övündükleri devasa bulvarlar;
Toz.
Toprak.
Çöp içinde.
Dayanılmaz bir koku.
İnanılmaz bir görüntü.
Büyükşehir'in sorumluluk alanı neresiyse, orası köstebek yuvası.
Kazmışlar, öylece bırakmışlar.
Açık hava hafriyat müzesi gibi şehir.
Neden?
Çünkü o dillerinden hiç düşürmedikleri liyakat sıfır.
Kaldırımlar işgal altında.
Yürüyebilene aşk olsun.
Sokak satıcıları kendi özerkliklerini ilan etmiş, denetleyen bir Allah'ın kulu yok.
Trafik...
Eskiden İstanbul'a bakıp gülerdik, şimdi kendi halimize ağlıyoruz. 10 dakikada ulaşabileceğiniz yere 1 saate varamıyorsunuz.
Kent merkezi ise hepsinden beter.
Üçüncü dünya ülkelerinden zerre farkımız kalmadı.
Yol kenarlarındaki otlar insan boyunu geçmiş.
Büyükşehir lütfedip biçecek diye bekliyoruz.
Yakında o otlar ağaç olacak, gölgesinde piknik yapacağız.
Sinek meselesini yazmaya gerek var mı?
Evet, sinek.
2026 yılındayız yahu!
Yapay zekâ falan konuşuluyor dünyada...
Biz Adana'nın göbeğinde sinek istilasıyla boğuşuyoruz.
Sıtma nöbeti bekleyen bedeviler gibiyiz.
Millet camı pencereyi kapatıp klimayı açmazsa rahat uyku haram oldu.
Belediye ne yapıyor?
Kışın gelmesini bekliyor herhalde.
Parklar...
Sözde yeşil alan, sözde nefes alma yeri.
Kaderine terk edilmiş.
Çoğu uyuşturucu yuvası, fuhuş batağı olmuş.
Çocuklarımızı parka göndermeye korkuyoruz.
Torbacıların ana karargâhına dönmüş.
Toplu taşıma mı?
Evlere şenlik.
Otobüsler birkaç saatte bir tenezzül edip durağa gelirse...
İçine binip kazasız belasız istediğin yerde inersen...
İki rekât şükür namazı kılman, üstüne sadaka dağıtman lazım.
Otogar yenilenecek dediler.
Eyvallah.
Mevcut hali zaten bu kente hakaretti.
Ama o otogardaki arsız işgali, arka taraflardaki dağ gibi pisliği kimse temizlemeyecek mi?
Makyaj yapıp çöpü halının altına süpürmekle iş bitiyor mu?
Denetimsizlik paçalardan akıyor.
Merkez bitti.
Kırsal ilçeleri zaten ilçeden saymıyorlardı.
Üç beş tane domates fidesi dağıtıp fotoğraf çektiriyorlar, hizmet destanı (!) diye millete satıyorlar.
Alın size vizyon.
Altyapı yok.
Üstyapı fiyasko.
Çevre temizliği hak getire.
Hiçbir ilçe hak ettiği yatırımı zerre kadar alamıyor.
İnterneti açın, vatandaş isyanda.
ASKİ'nin plansız su kesintilerinden milletin canı burnunda.
Musluklardan su değil, lağım kokusu akıyor.
Bazı mahallelerde sokak köpekleri çeteleşmiş, insanlar evinden adım atamıyor.
Adanalı vergisini ödüyor, karşılığında sadece eziyet satın alıyor.
Bu kent, daha önce de vekâletle yönetildi.
Ama hiç bu kadar başıboş, bu kadar sahipsiz kalmadı.
Hiç değilse akıllı dokunuşlarla kente bir estetik katılır, bir nefes verilirdi.
Şimdi?
Kendi parti içi kavgalarına, ucuz koltuk sevdalarına koca Adana'yı kurban ediyorlar.
Güngör Geçer...
O makamda bir noterlik bile yapamadı maalesef.
Büyük bir hayal kırıklığına neden oldu.
"Aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey" modunda...
Kendi partisinden herkese, ama en başta Zeydan Karalar'a şirin gözükmek için...
Koskoca bir kentin kaderiyle, Adanalının sabrıyla oynadı.
Yazıktır.
Günahtır.
Sahipsiz değil diyorduk bu kent için.
Meğer hem kimsesizmiş hem de sahipsizmiş.