Gerçekten hangi konuyu yazsam diye düşünüyorum. Böyle düşündüğüm dönemlerde, daha doğrusu düşünmek zorunda kaldığım durumlarda birçok konuyu iç içe yazıyorum.
Mevcut iktidara muhalefet edenlere karşı akıl almaz hukuksuzluklar bütün ülkenin gözü önünde yapılıyor. Noluyor yahu? Kimse kaşının üzerinde gözün var demeyecek mi? Bakın, bu ülke benim ülkem, bizim ülkemiz, ülkeye aidiyet duygusu hisseden herkesin ülkesi. Dolayısıyla her eleştiri, yanlışları vurgulama, hataları söyleme mutlaka art niyetli mi olmalı? Net söylüyorum: Türk Milleti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bağlılığımı kimseye sorgulatmayı düşünemem. Bu nedenle ülkemin ve milletimin yararına olduğunu düşündüğüm her konuyu tereddütsüz söylerim ve yazarım. Böyle düşünenlere nasıl bakmak gerektir? Bugün kanunun verdiği yetkiyi kullananlar devir dönerse ne diyecekler? Daha yakın bir tarihte neler yaşanmadı mı? Bir ülkede Hukuk herkese gerektir.
Bu arada geciktirdiğim bir konu var ki ülkemin en önemli konularından birisidir. Emekliye yapılan zam, bırakın zam filan demeyi, tamamen emekliyi açlığa mahkûm etmektir. İnanın akıl almıyor. Bu kadar vicdanı olanları yakan israflar yapılırken emekliyi açlığa mahkûm etmek ne demek? Bu konuda gerçekten sözün bittiği noktadayız. İnanın diyecek bir tek kelime bulamıyorum. Yazık! Yazık! Yazık!
Suriye'de neler oluyor neler ama Suriye Türkmenleri sanki ortada hiç yok. Zaten bir kısmı Araplaştırılmaya çalışılan bu Türkmenleri kim sahiplenecek? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gerek Irak ve gerekse Suriye Türkmenlerini mutlaka sonuna kadar sahiplenme zorunluluğu ve hatta tarihsel borcu vardır. Suriye'ye yön verme algısı tam da bu noktada belli olur. Suriye Türkmenleri, Irak Türkmenleri gibi sahipsiz kalır ise biz yaptık algısı çöker.
Madem farklı konuları ele alıyoruz. Bir de Ege adalarının durumunu görelim. 18 adamızın işgaline karşı ülkeyi yönetenler neden bu kadar sessiz? Bizim bilmediğimiz, yönetici koltuklarında oturanların bildiği ne var? O koltuklarda oturanlar Türk Milleti adına oturmuyor mu?
Son olarak şunu söyleyelim ve bugünlük bu kadarla yetinelim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bölücü anlayışlarla masaya oturamaz, oturmamalıdır. Terörsüz Türkiye pazarlıkla oluşmaz. Çünkü pazarlık demek bir şeyler vermek demektir. Türk Milleti adına masa başında kimse bir şey vermemelidir, veremez.