HAKSIZ SUÇLAMALAR

Türkiye, ne zaman rahata erse, dış güçler yeni belalar, yeni sorunlar yaratıyor. Sağ-sol, alevi, Sünni çatışları, Ermeni fanatik dinci terörü, PKK belası, AB’ye girme süreci içinde yeniden ortaya atılan Ermeni soykırımı iddiları….

Bizi soykırımla suçlayanlar, niye kendi geçmişlerine bakmazlar ki? Din harpleri, Haçlı seferleri, engizisyonlar, Afrika ve Amerika’da yerlilere yapılanlar, Hitler’in 50 milyon Yahudi’yi öldürmesi soykırım değil de ne?

Soykırımın öncüsü ve mucidi, uygar geçinen batı dünyası. Kral Şarlken döneminde 1532, yılında İspanyol generali Francisko Pizaru, Peru kıyılarına çıkıyor. Yöre halkı karşılıyor kendisini ve konuk ediyor. Buna karşın, onlar ne yapıyor? Baş papazları, Peru Kralı Atahualpay’dan hiristiyan olmasını istiyor ve de bir İncil veriyor. Kral öfkelenip İncil’i yere atınca, İspanyollar saldırıyor kralın üzerine. Gemilerden de toplar, gülleler yağdırıyor. Peru kralını hapse atıyorlar ve fidye olarak 1.5 milyon kilo altına ve 12 ton gümüşe el koyuyorlar. İspanyolların yaptıkları bunlarla bitmiyor ki! 1780’de isyan eden Peru’nun lideri II Tupac Amaru’nun gözleri önünde çocuklarının, karısını öldürüyorlar sonra da kralın kafasını kesiyorlar.

İngiltere Fransa, İspanya, Belçika, Portekiz, Hollanda devletlerinin donanmalarının Afrika’ya ilk çıkışları 17. Yüzyılda. Beraberlerinde getirdikleri incik-boncuk, tuz, içki, ve silahları yerlilere satıyor, karşılığında da köle alıyorlar. Bu köleler, Jamaika’ya, Küba’ya, Brezilya’ya ve ABD’ye satılıyor. Köle satışından elde ettikleri paralarla da, bu ülkelerden kahve, tütün, şeker alıyor ve Avrupa’da satıyorlar.

ABD’ye ilk zenci köleleri getirenler, 1619’da Hollandalılar. 18. Ve 19. Yüzyılda Kara Afrika’dan getirilen köle sayısı ise 12 milyon. Köle ticareti sürecinde, birçok kölenin ölüşü ya da öldürülüşü gibi insanlık dışı olaylar.

“Özgürlüğün kaynağı, kökeni biziz” diyen, bu şerefi kimseye bırakmayan Fransa. Onun ünlü şairlerinden Rimbaude, bir zamanlar köle ticareti yapmış desem inanır mısınız? Maalesef ki, doğru… Aynı Fransa, ikinci dünya savaşı sonunda, özgürlüğü için savaşan Cezayirlilere soykırım uygulamadı mı? Bunları unuttular, “Türkler 90 yıl önce Ermeni soykırımı yaptılar” diye anıt diktiler. Üstelik, şimdi de “Ermeni soykırımı yoktur” diyenlere, hapis cezası öngeren yasayı parlamentodan geçirme çabası içindeler.

Türkiye, İspanya’daki Katolik zulmüne uğrayan Yahudilere, siyasi nedenlerle Polonyalılara, Rusya’dan gelen Beyaz Ruslara Nazi Almanya’sından kaçan Yahudilere kucak açıp şefkat göstermedi mi? İstanbul’daki Polonez Köy Polonya’dan bize sığınan Polonyalıların kurdukları bir köy değil mi? Şimdi o Polonya, bizi Ermeni soykırımıyla itham ediyor. Bu nankörlük değil de ne?

Amerika topraklarının hakiki sahipleri Kızılderililer, Avrupa’dan gelen beyaz adamlardan az mı zulüm gördü? Topraklarından çıksınlar, aç kalsınlar diye bufalolar öldürüldü. Din değiştirilmeye zorlandılar, öldürüldüler, yok edildiler. Kendilerine verilen toprakların bir kısmını da, tarım yapmıyorlar diye geri aldılar. Gerçek soykırım bu değil de ne ki acaba?

1492’de Amerika’ya ayak basan Kristof Kolomb, bu sakin, asude, barışçı topraklara hastalık getirdi, ölüm getirdi, savaş getirdi. Sonradan gelenler işi daha da azıttı. Hile ile kabilelerin reisleri teker teker, sistematik bir şekilde öldürüldü. Bunlar arasında “Toprak satılmaz” diyen Crazy Horse (Çılgın At), barış görüşmeleri için çağrıldığında katledilen sonra da “Kaçarken vuruldu” denen Kırmızı Yen, bir başka özgürlük savaşçısı Apaçi Reisi Mangaz Colarado, Arizona’daki Apaçilerin dürüst, barışçı, son başkanı:”Kötü şeytan biri” diye tanıtılan Geremino.

O günlere ait ibret verici bir olay: Kızıldereli reislerden Oturan Boğa, o bölgedeki demiryolunun açılış törenine çağırılır. Kürsüden kendi diliyle şu sözleri söyler: “Bütün beyazlardan nefret ediyorum. Yalancı ve hırsızsınız. Topraklarımızı alıp, bizi sürgün ettiniz.”Tercüman, bu sözleri çevirmek istemez ve reis şöyle dedi der:”Kızıl ve yumuşak kalbimle, size hoş geldiniz” Bu sözleri duyanlar, reisi yürekten alkışlarlar. Oturan boğa da “Ben bunlara ağır laflar sarf ettim, yine de beni alkışlıyorlar” diye şaşırıp kalır.

Kızılderilileri vahşi, haydut, cani ve kötü, beyazları da iyi kalpli, hakları yenmiş, barıştan yana kişiler gibi gösteren çok sayıda Amerikan film çevrilmiştir. Bu filmlerin ünlü yönetmenlerinden John Ford, yaptıklarından derin bir acı duymuş ve vicdan azabı çekmiş ki, yıllar sonra şu itirafta bulunuyor: “Biz onlara çok haksızlık yaptık. Çaldık vurduk, öldürdük. Onlar tek bir beyaz öldürdüğünde, üstlerine ordular gönderdik ”Devrin katı askerlerinden General Sheridan, “ İyi bir Kızılderili , ölü bir Kızılderili’dir” sözünün sahibi. Bu sözler o günün kötü, acımasız zihniyetinin bir göstergesi ve de tarihsel bir kanıtı.

Tarihi yazanlar, yazdıranlar hep kazanan taraf oluyor. İşine gelenleri yazdırdıkları için gerçekler gizleniyor. John Ford’un itirafı da, bu görüşü desteklemekte. Tarihçiye düşen görev, bir dedektif gibi araştırmak, gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Bugün, Kızılderililere yapılan haksızlık, artık saklanamaz halde. Yıllar sonra gerçekler su üstüne çıktı. Kızılderililerin güçlü bir savunucusu, ünlü aktör Marlon Brando, 1972’de çevirdiği God Father (Baba) filmindeki rolünden ötürü, en iyi oyuncu seçildi ve Oscar Ödülü’ne layık görüldü. Fakat kendisine verilen Oscar Ödülü’nü kabul etmedi.

Amerikalı sanayiciler, yok ettikleri Kızılderili kabilelerinden Comanche (Komançi) ve Apache (Apaçi) isimlerini savaş helikopterlerine verdiler. Lüks bir jip olan Cherokee ise, göçü kabul etmeyen, dağlardaki mağaralarda saklanan bir Kızılderili kabilesinin adı. Anlamı da mağara insanı.

Amerika’nın çok yerinde Crazy Horse adında gece klübü var. Bu, “Toprağımız satılamaz” denen Kızıldereli reisin adı. Kuzeybatı Amerika’da Kanada sınırına yakın Washington eyaletindeki Seatle şehri de öyle. Her halde bu davranışlar, bir anlamda hataları kabul edip, özür dileme oluyor.

Ünlü tarihçi Wells’e göre Kızılderililer, Moğol ırkından. Dillerinin dilimize benzemesi, halı ve kilimlerdeki ortak kuş ve hayvan motifleri, çektikleri eziyetler, uğradıkları haksızlıklar bizde bir Kızılderili sempatisi yaratmıştır. Çünkü, gönlümüz hep mazlumdan ve ezilenden yana da ondan.