HADDİNİ  BİLMEK

‘HAD.’Bu kelimeyi her zaman duyar, işitir, söyler ve yorumlarız. Ancak bunun neyi ifade ettiğini veya hangi durumlarda kullanılması gerektiği üzerinde fazla durmayız.

Kelime anlamı olarak had; Arapça kökenli bir kelime olup, birincil anlamı ile sınır, uç manasındadır. Örneklersek:

"Çocuklara yemiş getirenin, haddi hesabı yok." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

"Haddine mi düşmüş senin; saçımın teline bile ulaşamazsın." (Refik Halit Karay)

"Burada sigara içmek ve lakırdıya karışmak, onların haddi değildi." (Mithat Cemal Kuntay)

"... bu hafta ikinci sarhoş gecesi. Haddini aşmadı mı biraz?" (Atilla İlhan)

İkincil olarak: Derece sınır anlamındadır.

"İnsan buna bir hadde kadar göz yumabilir."

Üçüncül olarak, İnsanın yetki ve değeri.

"Haddim değil."

Dördüncü olarak ta, bir terimdir.

‘’Haddi hesabı yok, haddi mi? (veya haddine mi düşmüş) Haddinden fazla, haddini aşmak,

haddini bildirmek ‘’ gibi kullanılan bir terimdir.

Birleşik Söz olarakta kullanımı vardır.

Haddikifaye, haddizatında, faiz haddi, istiap haddi, kâr haddi anlamları ifade eder…

Bazen HAT kelimesi ile HADkelimesi, kullanan kişiye göre karıştırılabilir. Kimi insanlar eski Türkçe den alıntı yapma adına, kendilerini ifade ederken bazı kelimeleri manalarını bilmeden kullanabilirler. Bazende bilgili görünme adına eski Türkçe ye atıfta bulunarak kelimeler kullananlar, vaziyete göre komik duruma da düşebilirler. Eski Türkçe de kullanılan bir çok kelimeler ya Arapçadan gelmekte, yada Farsçadan uyarlanmış kelimelerdir. Böyle kelimelerin Arapça da anlamı veya Farsçada anlamı olup da bizim yozlaştırdığımız kelimeler, Türkçede kullanım sahaları bulmakta.

Ağzı kalabalık olan ve konuşmayı seven insanlar, ağızlarından çıkan kelimeleri kimi zaman manalarını tartmadan kullandığında, ifade etmek istediği ile, kullandığı kelimelerin doğru olmadığına şahit oluruz. Biz neyi kast etmiş olduğunu biliriz, ancak kullandığı kelimenin konuyu nereye götürdüğüne de şahit oluruz. Bazen ekranlarda gösterilen önemli kişilerin görüntülerinde, kendilerini ifade ederken yaptıkları hataları düzeltmeleri istenildiği zaman, konuşmamda ifade ederken kullandığım kelimeler maksadını aştığını kabul ediyorum, ancak ‘verdiğim örneklerde yanılmadığım bir hakikattir’ gibi söylemlerle düzeltmeler yapabilirler. Böyle ifadelerde hata yapan kişi hatasını, kelimelerin yanlış seçildiğinden meydana geldiğini ifade ederek, geçiştirir.

Kimleri yazılı bir metin üzerinden konuşur, kimiside irticalen konuşur. Yazılı bir metinden konuşan insanlar, mutlaka kağıtta düzeltmeleri yaptığı için, kullandığı kelimeler konusunda şansları vardır. İrticalen konuşan insanlar ağızlarından çıkan kelimelere sahip çıkamaz ve hissiyatı ağızlarından çıkan kelimelere dökülünce geri dönüşü olamaz. Aslında kuruluşunda Büyük Millet Meclisinde, Millet Vekillerine verilen teşrii masuniyet, meclisteki kürsü ile sınırlı verildiğini düşünmekteyim. Bu kürsüden yaptıkları konuşmalarda söyledikleri sözlerle halkı temsil ettiği için, halkın ifadesini dile getirmesinde hukuksal bir mesuliyetlerinin olmaması kabul görülebilir. Aslında bu hukuku biz İtalyan Ceza kanununun 85’ inci maddesinden esinlenerek tatbik etmişiz. Ancak orada ifade edilen ‘’anlama ve isteme ‘’ yeteneği devreye girmektedir. Anlama ve isteme den yoksun insanlar olarak, küçük çocuklar veya akıl hastaları bu kapsam içindedir. Hukukta Millet Vekillerini bu kategoriye almak doğru olmasa gerek. Bu nedenle teşrii masuniyetin gerçek bir tarifi gerekmektedir.

Şu bir gerçektir ki Millet Vekilleri toplumda örnek insan olmaları gereken insanlardır. Yasama-Yürütme –Yargı erkinde, TBMM çatısı altında, bütün ülkeyi kapsayan yasaları, bu örnek insanlar çıkarır. Örnek olan insanlar, öncelikle onların mutlak olarak kanunlara , kişi hak ve özgürlüklerine saygı göstermelerinin, doğru bir davranış olduğunun bilinmesi gerekir.

Bu nedenle, Teşrii Masuniyet kalkanı hiç bir vekile, kürsüdeki konuşmaları haricinde uygulanmaması, ideal bir yönetim anlayışı kapsamında olduğu doğrudur.

Seçim maratonunda bir kaç haftalık süreç içinde yarışmaya girenler, halka kendi inandıkları konularda bazı vaatlerde bulunabilirler. Bu herkesin en doğal hakkıdır. Bu vaatlerin gerçekliliği üzerinde ayrıca tartışıla bilinir. Yapılabilir veya yapılamaz, bu başka bir konudur. Cumhur adaylarının birbirlerinin verdiği sözleri eleştirme adına ekranlardan ‘’ Bu senin ne HADDİNE‘’ demek kimsenin hakkı olmasa gerek..

Herkes, her şeyi söyleyebilir, vaatte bulunabilir. Yeter ki, haddini aşmasın, haddi olmayan konulara girmesin.

SON SÖZ.’’ NE BİLİRSİN? HAD DİMİ BİLİRİM.’’ *Sokrates*