GURURLA ÖVÜNMEK

İnsanlar çocukluk hayatından başlayarak, iyi bir iş yaptığında bundan gurur duyar ve övünür.

Aileler, çoğunlukla evlatlarına güzel davranışlar öğretirler. En başında da, yaptıkları iyi şeyleri takdir ederler, bundan gurur duyarlar. Başta aile bireyleri olmak üzere, akrabalarına ve yakın dostlarına evlatlarının yaptığı iyi şeyi, ya da elde ettiği bir başarıyı, gurur duyarak övgüyle anlatırlar… Bu durum, daha çocuk yaşta belleğe yerleşir. Takdir edilmekten hoşlanır, övülmekten gurur duyarız. Bu eğilim, hayatımızın sonuna kadar devam eder.

Çoğu kültürde alçak gönüllülük, iyi bir özellik olarak görülür. Ancak yeni araştırmalar, gurur duyma ve bunu gösterme eğiliminin evrimsel nedenlere bağlı olarak geliştiğini ve bugün de önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Gururun ve övünmenin kötü bir şey olduğunu dinleyerek büyürüz çoğumuz. Ama övünmek yıkıcı bir etken olarak görülmeyi hak etmiyor aslında. Bu duygunun evrimsel bir fonksiyonu olduğunu ve dünya ile iletişimimizde önemli rol oynadığını gösteren yeni bulgular var.

Gurur gösterilerine her kültürde ve her yaşta rastlanır. Ona atfedilen belli bir duruş bile vardır: dik durmak, kolları açmak, başı yukarı kaldırmak gibi. British Columbia Üniversitesi'nde psikoloji profesörü ve Pride: The Secret of Success (Gurur: Başarının Sırrı) kitabının yazarı Jessica Tracy'nin yaptığı araştırmalar, doğuştan kör insanların bile bu duruşu sergilediğini ve bunun gururun sosyal bakımdan öğrenilen bir davranıştan ziyade, evrimsel yapımızın bir parçası olduğunu gösteriyor.

Başka bir yeni araştırmaya göre, gurur duygusu, kişiye ve etrafındakilere bazı sosyal yararlar getirdiği için ortaya çıkıyor.

California Üniversitesi'nde evrimsel psikoloji profesörü Leda Cosmides, avcı-toplayıcı toplumlarda, kişinin esenliğinin önemi konusunda diğer üyeleri ikna etmede gururun temel rol oynadığını belirtiyor. İşte buna bir örnek:

SANDALCI VE UKALA ALİM
*Geçmiş dönemlerin birinde alimin biri, boğazın öbür
yakasına geçmek için, bir sandalcının yanına gelerek ona
sorar:
-Karşıya geçirmek için ne kadar para alıyorsun?

Kayıkçı;
-Garşuya bir liraya geçürüm efendü.
Alim, sandalcının bu bozuk Türkçe ile verdiği cevabı beğenmez.
-Bu ne biçim konuşma böyle? Yoksa sen dil bilgisi bilmiyor musun?
-Yok ağam, güççükken haytalık ettük, okuyamaduk!
-Tüh, yazık sana! Desene gitti hayatın dörtte biri!
Bir müddet gittikten sonra, dil alimi tekrar sorar:
-Allah bilir şimdi sen, matematik de bilmezsin!
-Yok beğüm! Onu da bilmem! Dedik ya, Güççükken haylazluktan okula gidemedük!
-Tüh yazık, yazık! Hayatının dörtte biri daha boşa gitti!
Bir müddet daha yol aldıktan sonra alim, tekrar sorar:
-Sakın fizik ve kimya okumadun mu deme!
-Belki hayatımın dörtte birü daha boşa getti; ama
o dediklerini de bilmem efendü, vaktinde öğrenemedük işte!
-İyi de sandalcı!
Dilbilgisi bilmezsin; matematik, fizik ve kimya da bilmezsin;
Sen ne diye yaşarsın...???
Bu arada gök gürültüsü, kara bulutlar derken, hava bozulmaktadır.
Sandalcı büyük bir fırtınanın geleceğini anlar.
Alime sorar:
– Efendü, yüzme bilüsünüz deel mi?
Dil alimi, sandalcının bu sorusundan endişeye düşer,
Bir korkudur başlar.
Sandalcıya yalvaran gözlerle cevap verir:
-Sandalcı ağa! Ben yüzme bilmiyorum!
Çocukluktan beri o ilmi öğren, bu ilmi öğren derken,
yüzme öğrenmeye fırsat bulamadım.
-Aha! N’apcan şimdi!
Şimdiden başla dua etmeye! Çünkü gittü hayatunun dörtte dördü!..
Bildikleriyle övünen insan,
bilmediklerinden dolayı dövünmeyi de hak eder .

SON SÖZ:’’ KÜÇÜK İŞLER, BASİT İNSANLARI MAĞRUR YAPAR.’’