Merhaba sevgili okurlar… Bugün size, ülkenin en çetrefilli, en acı, en trajikomik gerçeğinden bahsedeceğim; Para kazanma sanatı!
Sanırsınız ki, Anadolu'nun bereketi ve Akdeniz'in güneşi altında her şey güllük gülistanlık. Ama gelin görün ki, memleketin neresine giderseniz gidin, halkımızın gündemi tek; "Bu ay kirayı nasıl denkleştireceğiz?", "Bi dünya fatura gelmiş. Nasıl ödeyeceğiz?", "Market fişi neden maaş bordrosu kadar uzun?"
Öncelikle Adana’da “yaşam çok ucuz” efsanesini bir geçelim ve acı gerçeklerle yüzleşelim… Adana; Kebap kokusu, pamuk tarlaları ve meşhur sıcağıyla bildiğimiz, güzel olduğu kadar ilginç bir şehir. Kimileri diyor ki, "Adana'da hayat ucuz yeğenim, gel keyfine bak!" Bu lafı edenler, herhalde 20 yıl öncesinde takılıp kalmış.
***
Şimdi Adanalı bir hemşerimiz için hayat nasıl ilerliyor, kısaca bir bakalım…
Kira ödeme maratonuyla başlayalım mı? Kiralar, sanki birileri tarafından sürekli pul biberle harmanlanmış gibi alev alev yanıyor. Eskiden "üç maaşla ödenir" denirdi, şimdilerde, "üç ailenin birikimiyle belki..." noktasına gelindi. Kiracı, ev sahibine her ay "Kusura bakmayın, maaşım gördüğünüz gibi gelmiyor, göreceğiniz gibi geliyor" temalı mektuplar yazma kıvamına geldi.
Mutfaktaki kebap krizini de ele alalım… Adana'da kebap bir gelenek, bir yaşam felsefesidir. Ama o felsefenin malzemeleri şu an Borsa İstanbul'dan daha hareketli. 1 kilo etin fiyatına bakıp, "Acaba bu ay kebap yerine, kebap hayali mi kursak?" diye düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Marketten çıkarken sanki bir hazine çalmışçasına, fişi kontrol etmek artık milli sporumuz oldu.
Peki ya faturalar… Elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon... Bu fantastik dörtlü, evinizin kapısında duran ve her ay ‘huzur’ adı verilen birikiminizi süpüren dört hayalettir. Faturalar gelince, evin reisi aniden kombi ve klimanın derecesini düşürme konusunda doktora yapmış bir profesöre dönüşür. "Hava kaçaklarını tespit etme operasyonu" her pazar tekrarlanan aile aktivitesidir.
Amatör kimyagerler var sırada. Yıllarca okul sıralarına dirsek çürütmüş, aklının ve bileğinin hakkıyla ‘Kimyager’ olan sevgili öğrencilere de bir merhaba diyelim. Mesleğiniz (Kimyager) artık sokaklara, merdiven altlarına düştü!
Nasıl mı? Memlekette sevinen de üzülen de, mutlu olan da mutsuz olan da, düğünde doğum gününde, yılbaşında evlilik yıldönümün yani sebep her ne olursa olsun birçok kesimin içki içmek için bahanesi vardır. Sakın ola içki içen ayyaş takımını koruyup kolladığımı düşünmeyiniz. Alkol, insan sağlığına son derece zararlı bir mahlûkat. Bunu bilmeyeniz yoktur. Ancak, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de alkolikler var.
***
Son dönemlerde alkol fiyatlarına gelen yüklü zamlardan sonra, tekel bayiden içki alamayan bir alkolik, kendi içkisini üretmeye başladı. Hatta bu konuda zaman geçtikçe iyice profesyonelleşen alkolikler para karşılığında eşe dosta içki satmaya başladı. İşte biz bu kişilere yeni nesil kimyager diyoruz.
Ülke genelinde geçim sanatıyla uğraşıyoruz. Bu sanatı icra ederken de, bir kuruş katkı payı almıyor, üstüne cepten yemeye devam ediyoruz. Adana'dan kalkıp İstanbul'a, İzmir'e, Ankara'ya gittiğinizi düşünün. Manzara değişmez, sadece fon müziği farklıdır.
Eskiden "ek iş" denirdi, şimdi "nefes alma saatleri dışında kalan her şey". Bir yanda tam zamanlı bir iş, diğer yanda hafta sonu taksicilik, akşamları(farklı işler... İnsanlarımız artık birer çoklu görev dehası. CV'lere "Uyku sürem, kazancımla ters orantılıdır" notu düşülecek yakında. Buna da ‘para kazanma Sanatı’ diyoruz
Bunca ekonomik zorluğun yanında ‘Tasarruf Mühendisliği’ yaptığımız alanlar da yok değil hani. Bir pantolonun dizini yamayıp "Retro" diye giyme, biten deterjan ve şampuan kutusunu suyla çalkalayıp son damlasına kadar kullanma, en uygun uçak biletini bulmak için 35 farklı siteyi 72 saat boyunca gözetleme... Bunlar, sıradan bir vatandaşın günlük hayatında uyguladığı "Yüksek tasarruf mühendisliği" teknikleridir.
***
Peki, tüm bu çilenin ortasında ne yapıyoruz? Ne yapacağız, ağlanacak halimize gülüyoruz! Çünkü mizah, kirası ödenmiş tek lüksümüz. "Ekmek aslanın ağzında" değil artık, aslanın o ekmeği yuttuktan sonraki kuyruğunda! Ama biz yılmayız. Adanalının damarındaki acı pul biber misali, bu zorluklara karşı direncimiz de var. Unutmayınız, her ay sonu "battık" deyip, ertesi ay tekrar fatura ödemek için işe giden o kahraman ruhlar var ya... İşte onlar, bu ülkenin sessiz ve mizah dolu direnişçileridir.
Sonuç olarak; Gülmesek ağlayacağız!