Güle güle Bekir Coşkun...

Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde, gazeteci-yazar Bekir Coşkun'u kaybettik.

Okurları bilir; o içi insan ve hayvan sevgisi ile dolu, tabiata aşık bir İstanbul beyefendisi idi.

Aslen Urfalı idi.

O yüzden oraya gömüldü.

Ben tasalandım; sevgili eşi Andree Urfa'ya mı yerleşecek, yoksa şehirlerarası onu ziyarete mi gelecekti her bayram ve ölüm yıldönümünde.

Köpeğine nasıl anlatacaktı "Bekir artık gelmeyecek" diye.

Sevgili arkadaşları Emin Çölaşan, Uğur Dündar,Necati Doğru, Rahmi Turan, Yılmaz Özdil, Soner Yalçın ve diğer dostları ile sevenleri onu ziyaret te zorlanmayacaklar mıydı?

Aslında bu tasa bize düşmez.

Ama onun bir seveni ve dostu olarak, aklımdan şöyle bir geçti.

Aslında Bekir'i sevenler mutlak ki, onu her vesile ile anacaklar.

Bir iki örnek vereyim mi?

Arkadaşım Necati Doğru, Sözcü Gazetesinde 21 Ekim 2020 tarihli "Bekir Coşkun'un bir sığınağı vardı" başlıklı yazısında;

"Bekir Coşkun sadece bu iktidarla değil öncekilerde de, hatta muhalefet liderlerini de zaman zaman sarsıp sallayan yazılar yazardı.

Böyle bir yazısından ötürü Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı sırasında Bekir Coşkun için ' O zat ne yazık ki bütün kaleminden pislik akan bir zat olduğu için böyle yapıyor' demişti.

Bekir'in cevabı ise şuydu;

'Benim kalemim hep şefkat, merhamet, sevgi istedi...Kine, nefrete, merhametsizliğe kızdım. Beni eleştirirken 'kaleminden pislik akan" demesi asıl başbakan'a yakışmadı...Dava açacağım...Yargı yoksa o zaman sığınacağım tek yer kalır; siz okurlarımın vicdanı"

***

Şahin Esendemir'de Bekir'i "Arada Kalanlar" başlıklı yazısı ile anmış;

Bizim kuşaklar arada kaldılar.

Bizler "bilgisayarlar" ile "daktilolar" arasında kaldık.

"Tel Dolaplar" ile "buzdolapları" arasındaki kuşağız biz.

"Nihansın dideden" ile "Love story" arasındaydık.

Vitrindeki renkli ti-vi ile evdeki "siyah-beyaz" arasında ne kadar gidip geldik bilemezsiniz.

"Hamburger" ile "köfte" arasındaki kuşaktır bizim kuşak.

"Mahalle bakkalı"ile "süpermarketlerin" arasında...

"Veresiye defterleri" ile "Kredi kartları"nın tam ortasındaydık.

"Milliyetçilik" ile "Yabancı sermaye" arasında bir yerde.

"G-string" ile "dantel don" arasında...

"Alın teri" ile "kolay para" arasında...

"Meyhane" ile "Reina" arasında kaldık...

Arada kalan kuşağız biz.

"Tel çember" ile, ateş eden pilli robot" oyuncaklarının arasında kala kala büyüdük.

"Arnavut taşı" ile "asfalt" sokakların kesiştiği köşeydi yerimiz.

İşte bakın;

"Cumhuriyet" ile "demokrasi" arasında sıkıştık, birisine koşsak öbürünü yitiriyoruz.

"Namus" ile "para" arasındayız.

Hangisi?..

"Havuç maskesi" ile "botoks" arasında...

"Berber Mahmut" ile "erkek kuaförü Lemi" arasında kalmaktı bizimkisi.

Yine şaşkınız bu günlerde.

El öpülen, şeker ikram edilen ziyaretler mi yoksa Antalya'ya gitmek mi bayram?..

Aradayız yine dostlar.

Böyle günler gelip çattığında benim canım sıkılır.

Uçuk aklım eski ile yeni arasında sıkışıp kalır.

Tek ayağımın üzerinde zıplaya zıplaya dönerim.

Sonunda...

Gülmek ile ağlamak arasında,...

Bükerim boynumu.

Bir yanımda sevinç, bir yanımda hüzün..

"Bekir Coşkun"