Kan dolaşımında bir pompa görevi yapan kalbimiz, mucizevi ve hayati bir organ. Çünkü, kalbimiz durduğunda, yaşam da durur ve ömür sona erer.
Eski Mısır’da, Sümerler’de, Eski Yunan ve Roma’da, Antik Meksika’da ve semavi dinlerde kalp, tüm iyi duyguların kaynağı ve toplandığı yer olan gönülle, özdeşleştirilmiştir.
Demek ki gönül, kalbin manevi yönü, tüm insani duyguların merkezi. Bu duygular, insanı insan, kamil insan yapan, tüm iyi duygular.
Aslında bu iyi-yüce duyguların merkezi, kalbimiz değil ki! Öyleyse ne? Bence beynimiz, iç dünyamız.
Gönülle ilgili o kadar çok deyim ve sözler var ki. Bunlardan sadece bir kaçı: Gönül ferman dinlemez. Gönül zenginliği-fukaralığı, Gönül kimi severse güzel odur. Gönüllü olmak, Gönülsüzlük, Gönül yarası- Gönül kırgınlığı, Gönlü incitme, İnsan birçok kapıdan girebilir ama gönül kapısından girmek çok zordur.
Gönlü kazanmak güç, kırmaksa çok kolay.
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yummaz değil.
Gönül Çalab’ın (Allah) tahtı
Çalap gönüle baktı
İki cihan bedbahttı
Kim gönül yıkar ise
Ak sakallı bir hoca
Hiç bilmez, kim hal nice
Emek vermesin Hacca
Bir gönül yıkar ise
Dörtlükleri Yunus Emre’nin.
Gönül, Allah’ın yansıdığı Kabe gibi bir yer. Gönül yıkmak, Kabe yıkmaktan daha büyük bir günah, Yunus Emre için.
Gönül temiz değil, kirli ise Allah o gönülde yansıyamaz. Yani Allah’ın yansıması, ancak temiz gönüller içindir.
Mevlana demiş ki “Gönlü, Allah’tan başkasında bulamayız. Çünkü Allah, gönlü ev edinmiştir ve orada oturur”.
Gönül ayrıca bakanın, kendisini gördüğü bir ayna. Manevi dünyamızı, vicdanımızı yansıtan bir ayna gönül.
Hak ve gönül aynamızı parlatan ise, akıl cilası. Ama bu parlatıcı akıl, nefse tutsak olmamalı. Nefse tutsak olan akıl, hiçbir zaman gönlü parlatan bir güce sahip değildir.
Bilgelik düzeyine yükselmiş az sayıda insan, dünyayı bizim gördüğümüz gözlerle görmez. Gönül ve ruh gözleri vardır onların. Bu da üstün bir ayrıcalık. Ne mutlu böylelerine.