Ünlü bir söz vardır: ‘’ Sular yükselince, balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları yer.’’
Dünya borsalarının ve finans çevrelerinin, en ünlü, en deneyimli spekülatörlerinden
W.Buffet’in deyimiyle; “Sular çekilince, denize kimin donsuz girdiği ortaya çıkar”. Şimdi sular çekiliyor ve AKParti rejiminin ülkeyi derin bir resesyonun, borç krizinin eşiğine getirdiği görülüyor. Somut bir örnek verelim: Uşak-Afyon ve Kütahya İllerimizin kullanımı için yapılarak açılışı yapılan, Zafer havalimanı işletmecisi firmaya, yıllık; 1.375.000 yolcu garantisi verilmiş.!
Bu üç İlin toplam nüfusu: 1.390.000. Garanti verildikten sonra nemi olmuş?
Her yıl devlet kasasından 125 milyon TL. Firmaya ödeme ödenmeye başlamış. Bu para 2044’e kadar ödenecekmiş.!!! Aynı durum; köprü geçişleri ve şehir hastaneleri günlük hasta garantisi içinde geçerli… Kim? Neye göre, nasıl yaptıysa artık, hedefler hiçbir zaman tutmuyor. Aradaki fark, tıkır tıkır işletmecilere ödeniyor. Ben yiyemedim, al sen ye misali…Paralar çar çur ediliyor. Keza, 2023 yılına konulan 500 milyar dolar ihracat hedefi gibi. Tutar mı? Asla tutmaz. Rakamlar afaki. Hiçbir bilimsel veriye dayanmayan, popülist bir yaklaşımla konan hedef…
Geçen 10 yıl içinde, çevre ülkeleri, merkez ülkelerin küresel finans sisteminin çöküşünü engellemek için başlattıkları düşük faiz, 12-13 trilyon dolar parasal genişleme politikalarının yarattığı ucuz ve bol kredi dalgasından yararlandılar.
O Merkez Bankaları, şimdi bu genişleme politikasını terk ediyor. ABD’nin, yükselen güçlerin basıncına, hegemonyasının gerileme sürecine uyum sağlama zorluğunun uluslararası alanda yarattığı riskler artıyor. Bu iki etkene bağlı olarak, dolar değerleniyor, ticaret savaşları başlıyor, petrol fiyatları yükseliyor.
Ortaya çıkanlar :
“Yükselen piyasaların” yararlandığı dalga geri çekilirken, bu “denize” kimlerin donsuz girdiği ortaya çıkıyor. Listenin başında Arjantin ve Türkiye var. Arjantin önlem almaya başladı. Türkiye ise yine realiteden kaçma çabasında!
AKParti’de temsil edilen siyasal İslâm’ın rejimi altında, Türkiye ekonomisinin, borçlanarak büyüme sarmalı ivme kazandı. Devlet, daha önemlisi özel sektör borçları hızla arttı, cari açık büyüdü. Şimdi ucuz, bol kredi dalgası geri çekilirken, siyasal İslâm’ın “ahbap çavuş kapitalizmi” (borçlan, rant yarat, yandaşlarla paylaş, kimi projeleri gelirlerinin kapasitesinin çok üstünden garanti et, faizleri ve piyasa sinyallerini bastır) modelinin gerçeği de ortaya döküldü.
Türk Lirası’nın kaybı ocak başından bu yana yüzde 20’yi geçti. Ocak sonundan bu yana borsa yaklaşık yüzde 15 geriledi. Enflasyon hızlanıyor. The Economist bu hafta yorumunda Türkiye’yi “reytingiçöp derecesine düşen yükselen piyasa” olarak niteliyordu.
Ülkede ki rejim ise bu kritik durumun realitesini kavramaktan çok uzak. Geçenlerde Londra’da, rejimin liderini dinlemeye gelen uluslararası yatırımcılar, kendilerine verilen “faiz-enflasyon ilişkisi” dersinde, Reuters’in aktardığına göre “kulaklarına inanamadılar, şok geçirdiler”. Financial Times, “YatırımcılarErdoğan’la yemeğe oturdular, iştahları kaçtı” diyordu.
Seçimden sonra...
AKParti’de temsil edilen siyasal İslâm’ın egemen sınıfının, onun liderliğinde şekillenmiş iktidar blokunun destek sınıflarının çıkarlarının, Türkiye kapitalizminin genel çıkarlarıyla çatıştığı bilinmektedir. Kendini enflasyon-yüksek faiz ilişkisi üzerinden ileri sürülen saçmalıklarla gösteren bu çatışma, artık sürdürülemez bir noktaya ulaştı.
AKParti liderinin, danışmanlarının, yandaş “ekonomistlerin” ekonomik duruma ilişkin saptamaları, Türkiye’yi, kaçınılması son derecede zor bir depresyonun, döviz krizinin beklediğini gösteriyor.
Türkiye kapitalizminde, “ekonomik büyüme”dış kaynağa/krediye bağımlıdır. Bu kaynağı getirenlerin Türkiye ekonomisinin borç ödeme kapasitesine güvenleri hızla dağılıyor. Bu sırada, TL ve borsa değer kaybederken, AKParti’ye destek sınıfları, ranta dayalı ekonomik çıkarlar ayakta kalabilmek için, düşük faizde, devlet kaynaklarından beslenmekte ısrar ediyorlar: Kriz giderek derinleşiyor.
Seçimlerden sonra Türkiye’yi yönetecek olanlar, borçların çevrilmesi, ihracat malları üretimi için gerekli ithalatın finansmanı, ülkenin enerji gereksiniminin karşılanması için gerekli dış kaynak girişini canlandırmak (uluslararası piyasalara güven vermek) için faizleri hızla olağanüstü düzeylere yükseltmek zorunda kalacaklar: Özel sektörde iflaslar, buna bağlı olarak işsizlik hızla artacak, toplam talep gerileyecek, ekonomik büyüme negatif alana, hatta depresyon düzeyine düşecek.
Ya da Türkiye’yi yönetenler, düşük faiz politikasında ısrar edecekler. O zaman önlerinde TL’nin değerini korumak, borsanın çöküşünü önlemek için konvertibiliteyi, sermaye hesaplarındaki serbestliği kaldırmaktan, kimi servetlere el koymaktan başka çare kalmayacak. O zaman da dış kaynak akışı tamamen duracak, borçlar çevrilemeyecek, üretimde, ihracat kapasitesinde, tüketimde şiddetli bir depresyon gündeme gelecek. Bilmem, Tehlikenin farkında mısınız?
SON SÖZ:’’HAKİKATLER DAİMA ÇIPLAK GEZER.’’