02 Temmuz tarihli yazımızda, üniversitelerin öneminden bahsetmiştik.
Bu yazımızda da, gençlerimizden bahsedeceğiz…
27. Dönem milletvekili seçimlerinde, 18 yaşını ikmal etmiş gençlerimize, seçme ve seçilme hakkı verdik.! Ne güzel değil mi? Kulağa hoş geliyor? Gençlerimiz de sevindi. Gururları okşandı. Öyle ya, gelecek onların değil mi? Ülkenin geleceğinde onlar söz sahibi olmayacak mı? Atatürk bile Cumhuriyeti, gençlere emanet etmemiş mi? Kağıt üzerinde, söylemde hepsi doğru. Ancak ne var ki yazılanla hayatta uygulanan hiç te öyle değil. Keşke her şey, yazıldığı gibi, plânlandığı gibi olsa, olabilse…Tıpkı; ‘Rüyalar Gerçek Olsa’ şarkısı gibi…Hayatının son eğitim evresinde olan; üniversiteye bile yeni giren, halen ailesine bağımlı, harçlığını ailesinden alan, dünya görüşü yeni yeni oluşan gençlerden bahsediyoruz… Siz hiç meyve ‘HAM’ iken dalından koparıldığını ya da toplandığını gördünüz mü? Eminim, hayır diyeceksiniz…Çünkü, yüce yaratıcı, her varlığı, ‘Doğar, Büyür, Gelişir, Yaşlanır ve Ölür’ sisteminde yaratıyor… Hz. Mevlâna ne de güzel ifade etmiş; ‘’HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM’’ diye… Meyvenin, bitkinin, ağacın nasıl ki hamı varsa, insanın da hamı vardır. Siz hiç fidan durumundaki çam ya da ardıçtan kereste çıktığını gördünüz mü? Ağaç belli bir süre büyüyüp, istenilen kalınlığa ulaşmadan kereste için kesilmez, öyle değil mi?
Şimdi biz, henüz hayatının baharını yaşayan, ailesine muhtaç, ailesinin kanatları altında yaşayan bu gençlerden ne bekliyoruz.? Çok basit: ‘’İYİ BİR EĞİTİM, ve ya İYİ BİR SANAT ÖĞRENME’’ ve de kendini yetiştirerek, yarınlara hazırlama… Bunu da bir süresi var. İnsan en basit menemen yemeği yapmak için bile, en az yarım saat süre harcıyor. O halde, o gencimizin de yetişmesi için, zamana, süreye ihtiyaç var.
Çocuklarımız maalesef eğitimsizliğe, bilgisizliğe cahilliğe mahkûm edilmiş durumda. Nitelikli, kaliteli eğitim, öğretim alamayan bir genç, okul bitince ne yapacak? İyi bir okul bitirememiş, yabancı dil yok, iletişim, insan ilişkileri ve sosyal yön sıfır. Bilgi, kültür, donanım ha keza zayıf. Tecrübe yok, deneyim yok…Buna rağmen herkesin derdi; aman çocuğum üniversiteye girsin.
Girsin de, üniversiteye girince dertler bitiyor mu? Asıl dert, ondan sonra başlıyor.
Artık tatil beldelerinde bile üniversitelerimiz var. Nasıl gelişkin bir ülke olduk, varın siz düşünün!
Zannediliyor ki, köylere kadar üniversite açılırsa, hem ekonomiye can gelecek, hem o yöre kalkınacak, hem de gençlik yetiştirilecek. Ama öyle olmuyor işte. Öncelikle bu okulların içini nitelikli ve bilgili hocalarla, gerekli, bina, kitap, yayın, kütüphane, laboratuvar, sosyal ve sportif tesisler, sanat mekanları ve araç, gereç, ekipmanla doldurmak gerekiyor. Çoğunun hocası eksik. Ders var, hoca yok, ya da hoca var, ama yeterli bilgisi yok, kariyeri yeterli değil. Bu ve buna benzer bir sürü küçük teferruat! Yılların üniversiteleri dahi eksikliklerini tamamlayıp, dünya standartlarında eğitim veremezken( zaman, zaman o üniversite Rektörleri bu durumu dile getiriyor) köye kasabaya açılan üniversite ya da diğer okullar ne yapacak? Maksat; dostlar alışverişte görsün mü?
Okulun bulunduğu yerin kalkınmasına gelince; önce yöre halkı kiraları arttırıyor, nasıl olsa öğrenciler gelecek, bir evde üçbeş kişi kalırlar, biz de para kazanırız. Esnaf ise, fiyatlarını ufaktan, ufaktan arttırıyor. Neticede çocuklar yiyip içecek, alışveriş yapacaklardır. Sonuçta bu hesapsız gidiş ve insanların küçük hesapları, açgözlülüğü neticesinde, okumaya gelen çocuklar, kısa bir süre sonra ikamet haricinde, para harcamamaya, harcayamamaya evde tüm ihtiyaçlarını gidermeye başlarlar.
Bir bardak çay geldikleri şehirde de 1.5- 2 liradır. Okuyacakları şehir/kasabanın kahve bozması Cafesinde de çay aynı, parası aynı, fakat maliyeti farklı. Buna rağmen bu göz önüne alınmaz pahalı satılır, ucuz hiçbir şey yoktur. Evden gelen para da kısıtlı, ne olacak? Evde ders çalışıp evde çay içilip birşeyler yenecek. O zaman da esnaf para kazanamayacak Sonunda iyi kötü bir okul bitecek o diploma alınacak. Çocuk artık lise mezunu değildir. Aile sevinçlidir.
Çocuğu üniversite ya da yükse okul bitirmiştir. Çocuğu mezun olduğu için kıvançlıdır. Ama bu çocuk ne kadar doludur? Hayata ne kadar hazırdır? Bu hiç düşünülmez. Okulu bitirdi ya….Oysa bu durum ayrı bir tartışma konusu olmalıdır. Ne yazık ki bu sevinç, bu kıvanç uzun ömürlü olmaz. Kısa sürer… İş arama, iş bulma kaygısı başlar… Eş, dost, akraba, tanıdık, siyasetçi, bürokrat vs. vs. kim varsa, iş için devreye sokulmaya çalışılır…Kimileri şanslıdır. Arkası, kalesi vardır,iş yapar. Onlar sayesinde iyi, kötü bir işi olur. Kimileri de sırtını dayayacak kimi kimsesi olmadığı için, yıllarca çabalar durur…
Çünkü, genç adam mezun olur olmaz, bu kalifiye işsiz ordusuna direk geçiş yapmıştır. Artık önünde uzun yıllar bir iş arama süreci vardır. Sonunda mezun olduğu bölüm ile hiç alâkası olmayan işlere müracaat etmeye başlar. Çünkü iş yoktur. Neticede kel alâka bir iş bulur, o da şanslıysa. Ardından biteviye yaşam döngüsüne katılarak, o da büyük çoğunluğun içine karışır ve yok olup gider. Şimdi soralım; Bu muydu beklentimiz?
Ne oldu, onca sene okuma, onca masraf? Umutlu beklentiler? Değdi mi onca çabaya? Boşuna oldu. Çünkü geleceğe dönük bir plân, program, hedef yoktu. O zaman açtığın okul, bitirilen bölüm herşey boş…
Gençliği boşu boşuna heder ediyoruz. Ne uğruna? Küçük, uyanık hesaplar uğruna. Şu anki gençlik umutsuz, mutsuz, işsiz bir topluluk oldu. Fırsatını bulsa kaçıp gidecek, canını kurtaracak. Bizler de tepinmeye devam edeceğiz beyin göçü veriyoruz diye… Ülkenin en akıllıları çekip gidiyor diyerek hayıflanacağız. Geleceğimiz yok oluyor diye üzüleceğiz. Bir dön de kendine bak, ara eleman yetiştirme, meslek liselerini yaygınlaştırma, üniversitelerin ve eğitimin kalitesini arttırma, her köşe başına niteliksiz ve hocasız yüksek okullar açma…Nereye kadar?
Sonuçta İlerlemen, kalkınman, gelişmen, muasır medeniyet seviyesine çıkman,müspet ilimle, eğitimle olacak çünkü. Tüm bu yanlışlardan sonra, gelecekten ve gençlikten ümit bekle. Daha çok beklersin, güzel ülkem, daha çok beklersin… Hangi istatistikte ilk onda değil, otuz da, kırk ta yer alıyoruz? O istatistiklere bak, o sıralamalara bak, hali melali gör be ülkem…!!!
Nasıl bu çıkmazdan kurtulabiliriz? Çocuklarımız yarın ne olacak ? Onlara ne bırakabileceğiz?
Bunları düşünelim…!!!
SON SÖZ:’’ BİR ÜLKENİN EN DEĞERLİ KAYNAĞI, GENÇLERİDİR.’’