Geleceğimiz 165 dakikaya sıkışınca…

Önümüzdeki hafta sonu memleket sınırları içinde hayat birkaç saatliğine duracak. Neden mi? Çünkü gençliğimizin büyük kıyameti geldi çattı: YKS…

Aylardır evlerde terör estiren, anne terliğinin menzilini genişleten, babaların cüzdanını hafifleten o meşhur Cumartesi-Pazar sabahı.

Açık konuşalım; biz bu sınavı sadece çocuklara yapmıyoruz. Bu sınav, yedi göbek akrabanın, "Bizimki gecesini gündüzüne katıyor" diyen komşunun ve "Netler nasıl?" diye pusuda bekleyen halaların ortak festivali. Gençler içeride sınav formlarını doldururken, dışarıdaki yetişkinlerin yarattığı o gergin atmosfer, içerideki sorulardan çok daha karmaşık.

***

Sınav sabahı okul bahçelerini gözünüzün önüne getiriniz. Adeta bir toplu meditasyon, bir modern çağ ayini alanı… Çocuklar kapıdan içeri girdikten sonra dışarıda başlayan o veli dayanışması, başlı başına bir sosyolojik tez konusu.

Bir yanda heyecandan elindeki Yasin-i Şerif’i ters tutarak okuyan teyzeler, diğer yanda "Bizim kız denemelerde hep birinciydi" diyerek, diğer velilerin psikolojisini çökertmeye çalışan profesyonel sabote ediciler.

Herkes o kadar gergin, o kadar stresli ki, okulun yanındaki caddeden bir dolmuş korna çalsa, sanki o korna sesi çocuğun geleceğini sağa sola savuracakmış gibi şoföre ölümcül bakışlar atılır. Şehirde o gün kuş uçsa, suçu kuşa atacak bir kitlesel savunma mekanizması devreye girer.

İçerideki durum dışarıdakinden farklı değildir. Düşünün; bir gencin 18 yıllık birikimi, önündeki iki adet ambalajlı şeker, bir adet optik form ve silgiden ibaret. Sınavın en trajikomik anı, o sessizlikte birinin nane şekerinin jelatinini açmaya çalışmasıdır. O jelatin çıtırtısı, salondaki diğer otuz genç için sanki bir atom bombasının geri sayım sesidir.

Sistem bize diyor ki: "Bu 165 dakikada matematikteki sinüs-kosinüsü doğru çözersen insansın, çözemezsen önümüzdeki yıl yine bu okul bahçesinde şeker kemirirsin."

Bir insanın vizyonunu, hayallerini, içindeki o cevheri dört şık arasına, bir de "Hiçbiri" seçeneğine sıkıştırmanın neresi mantıklı? Ama işte, yıllardır bu tiyatronun sadık birer izleyicisiyiz.

***

Sonuç: Dünyanın sonu değil…

Sevgili anne babalar, sınav çıkışı çocuğunuzu sarılmak için beklerken, elinizdeki o hayali hesap makinelerini lütfen bir kenara bırakın. "Kaç net yaptın?" sorusu, bir gence sorulabilecek en tehlikeli sorudur.

Ve sevgili gençler… Bu hafta sonu gireceğiniz yer bir ölüm-kalım savaşı değil. Önünüze koyacakları o kitapçık, sizin ne kadar akıllı, ne kadar değerli ya da ne kadar yetenekli olduğunuzu ölçemez. En fazla, o anki heyecanınızı yönetip yönetemediğinizi ölçer. Hayat, o optik formdaki yuvarlakları doldurmaktan çok daha büyük ve karmaşık bir oyun.

Hafta sonu o kapıdan çıkınca derin bir nefes alın. Kazansanız da kaybetseniz de, Pazartesi sabahı yine bu memleketin trafiğine, yine aynı dolmuş kuyruklarına uyanacağız. Dünyanın sonu gelmedi, sadece bir pazar günü bitti. Hepinizin yolu açık olsun!