Bir süreden beri ısrarla söylüyorum ki, bu ülkede bir Türk Sorunu yaratılmamalı. Bakın yine ısrarla söylüyorum ki, bu ülkede Kürt Sorunu diye bir sorun yoktur. Ülkemizde çok ciddi sıkıntılar var, doğrudur ama bu sıkıntılar ayrım yapmadan hepimiz için vardır. Eğer bir takım küçük gruplara bölerek sıkıntılar tanımlamaya çalışılırsa o zaman Türk Sorununa yol açılır. Böyle yaparsanız da, kusura bakmayın ama kimse susmaz, konuşur ve yazar. Asker de yazar, sivil de yazar. Yazanları içeri tıkarak da bu işe engel olunamaz. Tekrar tekrar söylüyorum; bu ülkede Türk Sorunu çıkarmaktan daha büyük sorun olmaz, olamaz. Herkes bunu anlamak zorunda. Çünkü bu ülke kanla, gözyaşıyla, olağanüstü mücadele ile kuruldu. Bu kan, gözyaşı Türk Milleti ve Türk Milleti'ndenim diyerek ondan ayrılmayanlar tarafından akıtıldı. Asker olsun, sivil olsun Türk Milleti, bu mücadelenin 'son kaleyi savunmak' olduğunu anlamıştı ve gereğini de yaptı. Bunun en belirgin delili Sakarya Meydan Muharebesi'dir. 22 gün süren bu savaşta, sivil ve asker olağanüstü mücadele etmiştir. Tarihe Subay Savaşı olarak da geçen bu savaşta çok subayımızı kaybettik. Büyük Başbuğ ve silah arkadaşları sayesinde bu kanlı savaşı kazanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden en önemli dönemeci geçtik. İşte bu akıl almaz başarının karşılığında da TBMM, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak Paşaların önerisiyle Büyük Başbuğ Başkumandan Mustafa Kemal'e 19 Eylül 1921 tarihinde Gazilik ve Mareşal ünvanları vermeyi kabul etti.
Bu ünvanların verilişi nedeniyle büyük lider şu konuşmayı yapıyor:
"Neferlere
Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rasgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pek kalbinle düşmanı nihayet alteden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bildim. Sizin gibi kumandanları, zabitleri, neferleri olan bir millete yad elleri altında köle olmak mümkün değildir. Bu defa TBMM'nin hakkımda yeni bir rütbe ve Gazi unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü, doğrudan doğruya size racidir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en şerefli ve en ulu bir gaza ile mümtaz olan gene ordudur. Sizin kahramanlığınızla, sizin gösterdiğiniz nihayetsiz fedakârlıklar pahasına kazanılan büyük muzafferiyetin millet tarafından takdirine delâlet eden bu unvanı ve rütbeyi ancak size izafe ederek, bütün askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftiharı olarak taşıyacağım. Cenab-ı Hak giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerini temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kâti halası nasibetsin.
20 Eylül 1921 Başkumandan Mustafa Kemal"
Bu sözler üzerine diyecek bir söz var mı? Neden yok? Şunun için yok: Büyük Başbuğ, aldığı Gazi ve Mareşal unvanlarını Türk Milleti'nin göz bebeği olan Türk Ordusu'na ithaf ediyor. Mareşal Gazi, bu unvanları Türk Milleti'nin son dayanağı olan Türk askeri sayesinde aldığını söylüyor. Peki haketmediği unvan ve imkânları utanmazca kabul edenlere ne diyeceğiz?