Gazeteci Çok, Gazetecilik Yok

Bu meslekte tam 32 yılımı geride bıraktım. Dile kolay… Üç on yıl boyunca değişen iklimlere, farklı dönemlere, sayısız yüz ve maskeye tanıklık ettim. Zaman ilerledikçe bir gerçek daha berrak hale geldi: Gazeteci sayısı arttıkça, gazetecilik ruhu giderek azaldı.

Bugün belediyelerin ya da çeşitli kurumların düzenlediği süslü organizasyonlara bakıp “yerel basın çok güçlü” diyenler büyük bir yanılgı içinde. O salonları dolduran kalabalıklar, gerçeğin kendisi değil.

Çünkü o kalabalığın içinde mesleğini namus bilen, kalemini kimsenin çıkarına kiralamayan gerçek gazetecilerin sayısı iki elin parmaklarını zor geçiyor.

Her 10 Ocak’ta manzara aynı. Yüzlerce kişi bir araya geliyor, fotoğraflar çekiliyor, mesajlar veriliyor. Dışarıdan bakıldığında güçlü bir basın ordusu varmış gibi görünüyor. Oysa Adana’da gazeteciliği gerçekten yapan, kamu yararını önceleyen, haberi bir vicdan meselesi olarak gören isimlerin sayısı ne yazık ki çok diyemem. Bu tablo, gazeteciliğin nasıl içinin boşaltıldığını açıkça gösteriyor.

Gazetecilik; davetlerde görünmek, kartvizit biriktirmek ya da sadece bir unvanla dolaşmak değildir. Özellikle yerel basında bu iş çok daha ağır bir sorumluluk taşır. Aynı şehirde yaşadığınız, aynı sokakta yürüdüğünüz insanların sorunlarını görmezden gelerek gazetecilik yapılamaz. Yerel gazeteci, yazdığı her satırda o kentin hafızasını ve yükünü sırtında taşır.

Bugün yerel gazeteciler; ekonomik güvencesizlikle, açık ya da örtülü baskılarla ve her gün yeniden karşılarına çıkan etik sınavlarla mücadele ediyor. Haberini yaptığınız kişiyle ertesi gün sokakta, çarşıda, kahvede yüz yüze gelirsiniz. İşte bu yüzden yerel gazetecilik sadece meslek değil; cesaret, duruş ve karakter işidir.

Otuz iki yıl sonunda vardığım tek bir net sonuç var: Kalemini eğmeyenler çoğu zaman kaybeden gibi gösterilir. Ama gerçekte en büyük kazancı onlar elde eder. Çünkü onlar her sabah aynaya rahat bakabilir, her sokakta başları dik yürüyebilir.