EVLERİMİZİN KORUYUCU MELEKLERİ 1

Annelerimiz… Pamuk kalpli, şefkatli, çilekeş, azla yetinmeyi bilen, merhametli, güzel annelerimiz. Her şeyin en iyisine layık olan annelerimiz. Ömrünü çocuklarına adayan fedakar, cefakar annelerimiz. Zamana yenik düşen bedenler, saçlarına aklar düşen, geçmiş yılların yorgunluğu gözlerinden okunan annelerimiz. Ne türküler-şarkılar bestelenmiş, ne filmler çekilmiş, ne kitaplar yazılmıştır annelerimiz adına. Kadir-kıymet bilmeyen kocalardan, saygı-hürmet göstermeyen evlatlara kadar birçok anne ömrü boyunca rahat yüzü görmemiştir.

Geçtiğimiz haftalardaki yazımda ‘Ulu çınar, gölgesi yeten’ babalarımızdan bahsetmiştim. Bu yazımda ise ailemizin ‘Koruyucu melekleri’ olan annelerimizden söz etmek isterim.

Zamane anneler eski günlerdeki anneler gibi değil. Şimdiki anneler çocuklarını oyalamak, evlerinde dizi-film izlemek, komşularıyla rahat rahat dedikodu yapabilmek, alış-verişlerine gidebilmek için öyle yöntemlere başvuruyorlar ki sormayın. Yaşanan bazı trajik olaylara birçoğumuz tanıklık etmişizdir. Evde çocuğunu yalnız bırakıp çarşı-pazara giden sorumsuz annelere az mı rastladık. Cehennem sıcaklarda kapıları kilitli, pencereleri kapalı araçların içinde tek başına, ölüme terk edilen çocuklara az mı rastladık. Kocasıyla kavga eden ve tüm sinirini, hırsını çocuklarından çıkaran, hatta öz çocuğuna şiddet uygulayacak kadar gözü dönmüş anneler de var maalesef. Yaşına dahi girmemiş bebelerin eline cep telefonu verecek kadar sorumsuz anneler azımsanmayacak kadar çok. Ya da, belli bir yaşa gelmiş çocuğu kendi haline bırakma gibi hatalara düşen ve sonunda bedelini ağır ödeyen annelere de çok rastladık. Bunlara benzer örnekler saymakla bitmez. Zamane deyip duruyoruz. Evet, farkındayız. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Belki de yeni nesil çocukların hal ve hareketlerini kabullenemiyor olabiliriz. Anne ve babalarımıza nasıl hürmette kusur etmediysek, evlatlarımızın da bizlere aynı şekilde davranmasını bekliyoruz. O eski günleri görmüş, geçirmiş bireyler olarak çocuklarımızdan da aynı davranışlar beklemek gayet doğal bence. Ya sizce?

Peki; Bizleri yetiştiren annelerimiz çocuklarına nasıl davranır, gün boyu çocuklarıyla neler yaşardı? Öncelikle, annelerimiz zamane annelerin çocuklarını yetiştirme tarzını hiç tasvip etmezler. Evlatlarının, kendi çocuklarını tıpkı eski günlerdeki gibi yetiştirme çabasına girseler de, bunda pek de başarılı olmazlar. Konu açılsın-açılmasın her sohbet arasında annelerimiz, ‘Bizim zamanımızda böyle miydi?’ diyerek hayıflanır. Zamana karşı bir mücadele, belki bir büyüklük gösterisi, belki de ‘Benim dediğim olsun’ arzusu içinde evli çocuklarına tenkitlerde bulunurlar. Geçen yıllar içinde gerek yaşadığı zorlu hayat koşulları, gerekse çocuklarına bunca yıldır büyütüp, bakmış olmanın hatırına belki bir ödül, belki de biraz onure edilmek ister elleri öpülesi annelerimiz.

Hiçbir anne evlatlarının kötülüğü istemez elbet. Erkek çocuklarının bir meslek sahibi olmasını, kötü arkadaşlardan, alışkanlıklardan uzak durmasını ister. Askerliğini bitirmiş, ardından bir meslek sahibi olan erkek çocuklarını beğendiği ve illaki bir tanıdık vasıtasıyla baş-göz etme çabası içinde olurlar. Bilmiyorum siz bunu hiç duydunuz mu? Annelerimiz, erkek evlatlarını okula ve işe gönderirken ‘Güle güle git, güle güle gel oğlum’ derler değil mi? Ama Adana’mızda ise annelerimiz erkek evlatlarına, ‘Aman oğlum, sakın başını belaya sokma’ der. Zannetmiyorum ki bu güzel ülkenin başka şehirlerinde hiçbir anne çocuklarını bu şekilde bir yerlere uğurlamaz. Galiba bizim memlekete has bir davranış biçimi bu… (Devam edecek)