ESPRİLER - ÖZLÜ SÖZLER

Espriler de, özlü sözler de işlek bir zekanın ürünü. Hele bir de zarif olursa, zamanında, yerinde kullanılırsa.. O zaman, doyum olmaz tadına. Doğru da olsa, güzel de olsa, kaba olanları hoş değil..

İsviçre doğasıyla, gelişmişliğiyle, zenginliğiyle modern bir ülke. Turizmde eğitime önem veriyorlar. Nöşetel Montandone Otelcilik ve Restoran Okul’unda masalara konmuş bir plakette, şu yazılar var: “Eğer sigaranızı çorba tabağınızda söndürmek gibi bir adetiniz varsa, garsonunuza çorba servisini kül tablasında yapmasını hatırlatınız.”. Zarif, ince bir uyarı.

AIDS hastalığının, dünyada korku yarattığı günlerde, yurtdışında bir otelde, şu yazıyı görmüştüm:”Stranger in the nights, Aids in the morning”Stranger in the nights, Franc Sinatra’nın ünlü bir şarkısı. Anlamı: geceleri yabancılarla birikte olursan, sabahleyin Aids hastalığını kaparsın.”Gölge etme, başka ihsan istemem” sözünün sahibi Diyojen, ilginç bir insan. Soruyorlar, “Ne zaman yemek yemeli ve ne yemeli?” Verdiği cevap:Zenginsen, istediğin zaman ve de istediğini. Fakirsen, ne bulursan ve de ne zaman bulursan.”

Galile, ünlü bir İtalyan fizikçisi, astronomu. Kulaklarım oldukça büyük. Sevmeyenlerinden biri, kaba bir biçimde bunu yüzüne vurmuş. Galile: ”Haklısınız. Kulaklarım, bir insan için epeyce büyük. Ama sizin kulaklarınız da, bir eşek için çok küçük” cevabını yapıştırmış.

Komünist Rusya’da Stalin dönemi, bir korku dönemi. Kimse yarınından emin değil. O günlerin havasını yansıtan bir cümle:” Partilere; Fransızlar karılarının mücevherlerini göstermek, ABD’liler açık saçık fıkralar anlatmak, Ruslar ise henüz öldürülmemiş olduklarını, hayatta kaldıkların göstermek için katılırlar”.

Halil Menteşe, İttihat Terakki ve Cumhuriyet dönemlerinde yaşamış, önemli görevler üstlenmiş bir politikacı ve devlet adamı. İri cüsseli, akıllı zeki. Tefrişata da çok düşkün. Kendinden sonra gelenlere ayağa kalkmamak için, bakanlar kurulu toplantılarında salona en son girermiş. Sadrazam Talat Paşa, bir muziplik düşünür ve arkadaşlarına, İçişleri Bakanı Halil Menteşe geldiğinde ayağa kalkmamalarını tembihler. Halil Menteşe, adeti üzerine salona en geç gelir. Hiçkimse yerinden kıpırdamaz. Durumu hemen kavrar ve kendisine kapı açan görevliye şöyle hitap eder:“Ayol! Beni yanlış bir yere, boş bir salona getirmişsin. Bakanlar nerede toplanıyorsa, beni oraya götür” Herkes kahkahayı patlatır, Halil Menteşe de…

Ömer Naci, İttihat Terakki Partisi’nin ateşli, renkli, ilginç simalarından biri. Atatürk’ün Harp okulundan arkadaşı. Tanınmış bir şair, güçlü bir hatip. Dürüst, idealist, makam hırsı olmayan bir ihtilalci. Gerçekleri korkmadan söyleyebilen cesur biri. Yahya Kemal’e şu söyledikleri, o devrin kişilerini çok güzel tanımlıyor” İttihat ve Terakki, 40 mecnundan ibaret bir heyettir. Sadrazam Talat Paşa Akl’ün mecanın (deli), Hüseyin Cahit Kalem’ül mecanin, Ziya Gökalp kitap’ül mecanin, Cavit (Maliye Bakanı) hesap ül mecanin, Enver Paşa (Harbiye Nazırı) seyf’ül (kılıç) mecanin, ben lisan’ül mecanin, Yakup Cemil (ünlü tetikçi) mecn’ül mecanin (delinin delisi).”

Süleyman Nazif, zeki, dili zehir gibi acı, cesur bir şair, bir yazar. Bir gün soruyorlar, “Enver Paşa Germanofil (Alman taraftarı), Cemal Paşa Anglofil (İngiliz taraftarı) . Peki ya Halil Menteşe?.”O sadece fildir, fil!”

İttihat Terakki karşıtı olan, saray mensubu şerif bey, çok yakışıklıymış. Bu nedenle ona Beau (Bo) Şerif demişler. Beau, Fransızca ‘güzel’ demek. Süleyman Nazif, hiç hoşlanmazmış bu Şerif Beyden. Demiş ki:”O herif , Bo Şerfi değil, boş heriftir.”Bu yakıştırma, çok tutmuş ve bundan sonra ona hep “Boş herif ” demişler.

Ahmet Rasim (1864-1932) yazar, gazeteci, şair, besteci, milletvekili. İçkiyi, müziği sohbeti, seven renkli bir kişi, bir gönül adamı. Güzel sözleri de var:”Veresiye içenler, iki kere sarhoş olurlar /O derece korkunç çehreli, o derece çirkin ki, suratını astıkça güzelleşiyor /İnsanın kendi eli, bacağını ısıtmıyor da, başkasının eli niye bacağımızı ısıtıyor acaba? Koktely nasıl bir şey?”. Sigara, puro dumanından göz gözü görmeyen bir salon. Boğazınızda, alçı kalıbı gibi sıkan bir gömlek, üstünüzde önü, iliklenmez, arkası kapanmaz. Frank denilen bir elbise. Hoşlanmadığınız adamlarla konuşmak, sevmediğimiz içkilerden içmek. İşte kokteyl böyle bir şey”

Ahmet Rasim’in kızının oğlu, yani torunu Osman Nihat dedesi gibi tanınmış bir besteci. Bir bohem hayatı yaşıyor. Aylarca evine uğramadığı olurmuş. İçkiye de aşırı derecede düşkün. Bir gün hastalanınca, mecburen evine geliyor ve geceyi geçiriyor. Eşi her sabah kahvesini komşusu hanımda içmeyi adet edinmiş. Sabah kahvesine gelmeyince komşusu seslenir: “Hemşire hemşire, çabuk gel. Kahven soğudu. Bu sabah geç kaldın. Osman Nihat’ın eşi şöyle der: “Kusura bakma komşum, dün gece erkek misafirim vardı. Bugün sana kahveye gelemeyeceğim.”

Sevgili bacanağım Ayvalıklı ünlü zeytinci Toğan Cömert’in bir Fransız dergisinden aktardığı yasaklarla ilgili sözler. Bunlar, ulusların özelliklerini belirtir nitelikte: “Fransa’da yasaklanmamış her şey serbestmiş. Almanya’da serbest bırakılmayan her şey yasakmış. İngiltere’de bir şey hem yasakmış hem serbestmiş. İtalya’da bir şeyin yasak olup olmadığın kimse sormazmış. ABD’de bir şeyi yasaklamak serbest değilmiş. Rusya’da bir şeyi serbest bırakmak yasakmış. “Türkiye ile ilgili söz ise, Toğan Cömert’e ait: Türkiye’de her şey yasakmış, yasakları çiğnemek ise serbestmiş.”

Sahibi bilinmeyen iki espri daha. Kadının biri öfke ile fotoğrafhaneden içeri girer.”Buranın sahibi kimdir?” diye bağırır. Sahibi “Buyrun” der. Kadın, “Bu yaptığınız bir rezalet.” Benim resmimi vitrinize nasıl koyarsınız? ”Dükkan sahibi, “Hanımefendiciğim, güzel bir resim olduğu için koyduk.” Kadın sesini daha da yükseltir. “Yaa demek öyle. Peki resmimin üzerindeki bunun gibi 10 tanesi 50 lira yazısına ne diyeceksiniz?

Ayşe, evde dil bilgisi dersine çalışıyormuş. Ninesi sormuş, “Söyle bakalım Ayşe, ben çok güzelim dersem, hangi zaman olur?”. Ayşe, Geçmiş zaman olur nineciğim, geçmiş zaman…..