ERKEKLER İTİBARSIZLAŞTIRILIYOR MU?

Gün geçmiyor ki bir şiddet haberi medyada yer bulmasın. Bu bazen kadına, bazen erkeğe, bazen çocuğa, bazen de hayvanlara karşı bir şiddet haberi oluyor.

Son yıllarda en çok duyduğumuz haberler ise maalesef aile içi şiddet ve kadına yönelik cinayet haberleri. Toplumun temel yapısı olan aile, gelişen teknolojik imkanlar, bireylerin yalnızlaştırılması yönündeki çabalar ve son olarak da özellikle sosyal medya ile birlikte maalesef temelinden sarsılmış ve neredeyse onarımı mümkün olmayan bir hasar almış durumda. Geçen haftaki yazımda da ‘Kadına Şiddet Durdurulamıyor’ konulu bir yazı kaleme alıp, sizlere bu vahim tabloyla ilgili istatiksel bilgiler de vermiştim. Yazımdaki her kelimenin, her cümlemin sonuna kadar arkasındayım. Her yerde, her platformda, bulunduğum her ortamda da kendimce, dilim döndüğünce de savunacağım. Ama hani derler ya, ‘Madalyonun öbür yüzü de var’ diye. Bütün erkekler aynı mı? Yani, namusuyla, tüm çabasıyla evini geçindirmeye çalışan erkeklerin hepsi mi böyle? Sabah erken kalkıp işine-gücüne giden, normal çalışma saatinin çok üstünde çalışan, evinin kirasını, suyunu, elektrik faturalarını zamanında ve kuruşu kuruşuna ödeyen evin reisleri. Eşinin ve çocuklarının ağzının içine bakan, ne isterse, elinden ne kadarı gelirse istedikleri yapan evin babaları. Yazın sıcağında, kışın ayazında, sabahın köründe işine yetişmeye çalışan, emekçi, emektar evin reisleri. Onlar erkek değil mi? Hani bir futbol maçında sahaya inen, ağız dolusu küfürler eden, maç öncesi ve sonrası birbirlerine döner bıçakları çekip kavga eden taraftarlar vardır. Hatta ipin ucunu kaçırıp maalesef cinayete kadar uzanan bir grup taraftar olayları vardır. Sonrasında da bu olaylara karışmış olan taraftarların ilgili kulüp yetkilileri tarafından açıklamalar gelir peş peşe; ‘Birkaç kendini bilmez taraftarın yaptığı bu olayları bütün kulübe mal etmeye kimsenin hakkı yoktur’ diye. Vermiş olduğum örnek biraz uçuk olmuş olabilir ama, işte tam da bundan bahsediyorum. Maalesef kendini bilmez birkaç psikopatın yaptığı bu yakışıksız, insanlık suçu olayları bütün erkeklere mal edilmesi haksızlık değil mi? Yapmayın, etmeyin! Bütün erkekler kötü, psikopat, manyak, sapık ve katil ruhlu değil. Otobüste, metroda, trafikte, yürürken, bir asansörde, merdivende dahi yeter ki bir kadın, bir erkekten rahatsız olmasın. Kazara küçücük bir temastan, ya da göz ucuyla bakışlardan rahatsız olan tabiri caizse, halk ağzıyla ‘Cıngar’ çıkaran o kötü niyetli kadınlardan bahsediyorum. Dünyadan bir haber, işine-gücüne bakan, neyin ne olduğundan haberi olmayan, gerçekten masum olan erkeklerden bahsediyorum. Bir örnekte evli çiftlerden vermek isterim. Erkek akşam evine gelir. Sabah erken kalkmış olmanın mahmurluğu, iş yoğunlu ile yorgun düşmüş beden ve kafa yapısı ile ‘Bir tatlı huzur almaya geldik’ misali evine gelir. Hoş geldin-beş gittin derken sofra kurulur ve akşam yemeğine geçilir. İşte o kötü niyetli dediğim kadınların tam da ‘Kötülük’ yapma saatleri gelmektedir… Tedbirsiz, destursuz, gaza getiren, iç gıcıklayan ve tahrik eden sözlerle evin reisi dediği erkeği çileden çıkaran konuşmalar başlar. Lafın nereye gittiğini bilmeden, konunun nereden başlayıp, nereye gideceğini süzemeyen, sorumsuz, kötü niyetli kadınlardan bahsediyorum. Kimi kıskançlıktan, kimi iki aile arasındaki sürtüşmeden, kimi inattan, kimisi de sırf can sıkıntısından olan böylesi çirkin meselelerden bahsediyorum. Olan olur ve erkek sinirlenip karşılık verir. O kötü niyetli kadın da boş durur mu? Atağa kalkar ve; ‘Hadi bana bir dokun. Bak sana neler yapıyorum’, ‘Polisi arar, seni bu evden hemen uzaklaştırırım’ , ya da ‘Hemen ALO 183’ü (Sosyal Destek Hattı) ararım, sen o zaman görürsün gününü’ veya ‘Kadın Sığınma Evine giderim’ gibi tehdit, taciz, öfke ve illaki tahrik dolu sözler eder kötü niyetli kadın. Evin erkeği kadını bir türlü susturamaz, durduramaz. Çünkü o kadın bir kere sazı eline almıştır. Ve acı son! Erkek sinirlerine hakim olamamıştır. Evin reisi, yani erkek şiddet uygulamış ve olanlar olmuştur. Bu vermiş olduğum basit örneği hiç mi hiç tasvip etmiyorum tabii ki. Elbette bu tür nahoş olaylar her evlilikte, her ilişkide yaşanmıyor. Ama sayıları da azımsanmayacak kadar çok maalesef. Göz önünde olan, eve gelen polisin ve çevredeki komşuların gördüğü ve duyduğu sadece ‘Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet’ oluyor. Bunca olaydan sonra hiçbir erkeğin söz hakkı ve savunması kalmıyor. Ama, aslında içeride neler yaşanıyor? İşin özü ne? Olay nasıl buralara kadar geldi? Kim haklı, kim haksız? Kimse bilmiyor, kimse de bilmek istemiyor. Asıl evin reisi denilen erkek de ne yaptığının sonradan farkına varıyor. Özellikle kanunlarımızda yer alan 'Kadının beyanı esastır' cümlesinden hareketle kadınların kendisini korumak üzere çıkartılmış bu yasaların kadınların elinde adeta bir silaha dönüştüğünü düşünen erkek kendisini ikinci plana atılmış hissediyor. Bu durumda bastırılmış duygularının daha fazla ön plana çıkmasına neden oluyor.

Bununla birlikte şiddet olaylarının medyada en ince ayrıntısına kadar yer alması da konuyu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Benim sözüm; evliliklerinde veya ilişkilerinde kendince macera arayan, kötü niyetli kadınlara. Yapmayın! Erkekleri bu kadar da itibarsızlaştırmayın. Yazımın başında söylediğim gibi bütün erkekler kötü niyetli, psikopat, manyak, sapık ve katil ruhlu değiliz.