Türkiye’de yapılan çalışmalar ve hazırlanan raporlarda kabul düzeyi üst düzeyde görünüyor olsa da asıl önemli hususun bu düzeyin sürdürülebilirliğini sağlamak olduğu sıklıkla vurgulanmaktır (Sezgin ve Yolcu, 2016; Tunç, 2015; dw.com, 2015; Akıncı ve diğerleri, 2015; Erdoğan, 2014). Ortak değerler ve yurttaşlık kültürü, sosyal düzen ve sosyal kontrol, sosyal dayanışma ve refah düzeyi farklılıkları, sosyal ağlar ve sosyal sermaye, bölgesel aidiyetlik ve kimlik unsurları üzerinden açıklanmaya çalışılan sosyal uyum kavramının, işlevi ve içeriği bakımından taşıdığı esnekliğin tanımlamayı zorlaştırdığı belirtilmektedir. Uyum süreci, birden çok parametrenin gözetildiği ve birçok kurum, kuruluşla birlikte aktif şekilde yürütülmesi gereken, bütüncül bir anlayış gerektirmektedir. Kapsamlı bir uyum sürecinin yaşanmasında sosyal ve ekonomik düzenlemelerin, sağlık ve eğitim hizmetlerinin, istihdam imkânı sağlanmasının ve sağlıklı konut alanları oluşturulmasının, uyum sürecinin temel taşlarını oluşturduğunu belirtmektedir. Bireylerin birbiriyle ve çevreleriyle ilişkilerini dengeleyen dinamik bir süreci ifade eden uyum süreci, hukuki, ekonomik ve sosyo-kültürel olmak üzere üç temel ölçüt içermektedir. 1. Hukuki ölçüt ile göç edilen ülkede, o ülke vatandaşlarının sahip olduğu yasal haklara sahip olma, 2. Ekonomik ölçüt ile göçmen bireyin kendisinin ve ailesinin yaşamını idame ettirebilecek bir iş sahibi olma ve 3. Sosyo-kültürel ölçüt ile göçmen bireyin sosyal dışlanma, ayrımcılık yaşamadan, kültürel ve sosyal yapı ile bağ kurması ifade edilmektedir Sosyal uyumun yapısal boyutunu beş unsura ayırarak inceleyen Jenson (1998) ise, uyumu aidiyet-izolasyon, içerme dışlanma, katılım-pasiflik, kabul görme-reddedilme ve meşruiyet-gayri yasal durum üzerinden açıklamaktadır. Aidiyet unsuru ortak değerleri, içerme unsuru paylaşılan piyasa kapasitesini ifade etmektedir. Karar alma mekanizmaları içinde yer alma katılım unsurunu karşılarken, kabul görme unsuru çoğulculuğu ve farklılıklara karşı tolerans düzeyini belirlemektedir. Çatışma gibi durumlarda kurum ve kuruluşların temsil güç ve etkinliği ise meşruiyet unsurunu karşılamaktadır . Türkiye’deki sığınmacıların sorunları, sosyal uyum ve kabul süreçleri Kalınan süreyle de orantılı olarak farklılaşmaktadır. Nitekim Stein’e (1981) göre göç edilen ülkeye zaman boyutunda uyum, kalınan süreye bağlı olarak farklılaşmaktadır. İlk birkaç ay kaybedilenlerle yüzleşme ile geçirilirken, bir iki yıl içinde kaybedilenleri yeniden elde etme gayreti içine girildiği görülmektedir. Bu süreçte işlerini değiştirmeye, göçmenlerin yoğun olduğu semtlere yerleşmeye başlayan göçmenlerin, 4-5 yıl sonra uyum sürecini önemli ölçüde tamamladıkları belirtilmektedir. 10 yılın ardından ise, kalıcı yerleşim tamamlanmakta, statü düşüşü istenmemekte ve yeni ülkelerindeki kurumlardan, beklentileri artmaktadır. Suriyelilerin Toplumsal Kabul ve Uyum Sürecine İlişkin Araştırma ; Araştırmanın Amacı ve Yöntemi Kabul ve uyum süreci Avrupa Birliği Göçmen Uyum Politikaları İçin Genel Temel İlkeler kapsamında dinamik, uzun süreli ve her iki tarafın işbirliğini gerektiren bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de de son zamanlarda kabul ve uyum sürecini içeren faaliyetlerde Suriyeli sığınmacıların aktif rol almalarının teşvik edildiği bir yapı oluşturulmaya çalışılmaktadır…
Yarın devam edeceğiz…