EMPERYALİZMİN OYUNUNA DİKKAT 5

Neden partili Cumhurbaşkanlığı gibi taraflı, ayırmacı ve kayırmacı bir sistem garabetine girildi? Kuvvetler ayrılığı prensibi neden rafa kaldırıldı?
Evet, bu başkanlık olayı önemli. Bunun kişilerle, partilerle ilgisi yok. Bu durum doğrudan doğruya ülkenin ‘BEKASI’ ile ilgili bir durumdur. Neden mi? Bakın CIA Eski Türkiye İstasyon Şefi Paul Bernard Henze, 2006 yılında Beyaz Saray’a sunduğu bir raporda ne diyor:
“Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis'i ikna ettiğimizde, Ordu; Orduyu ikna ettiğimizde Yargı, karşımıza geçebiliyor. ‘EĞER AMERİKA'NIN ÇIKARI TÜRKİYE'DE BİR FEDERAL DEVLET KURULMASI İSE’ mutlaka ve öncelikle Yargı, Ordu, Meclis ve Hükümeti tek elde toplayan ‘BAŞKANLIK REJİMİNE GEÇİLMELİ.’ ‘BİR KİŞİYİ İKNA ETMEK, BİRBİRİNİ DENETLEYEN YAPIYI İKNA ETMEKTEN ÇOK DAHA KOLAYDIR.’ Eğer o bir kişi, Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, ‘’BİR KİŞİ ÜZERİNE KURULMUŞ YAPIYI YIKMAK AMERİKA İÇİN SORUN OLMAZ."
Ülkemizde BOP’un değirmenine su taşıyan birileri, bütün bunları ne yazık ki bilinçli olarak yaparken, her devrin adamı olanlar ise, bu rüzgâra kolayca kapıldılar. En üzücü olanı da, bazı akademisyen ve aydınlarımızın, hiç farkında olmadan, bu değirmene su taşımış olmalarıdır.
Önce kin, sonra kan; önce kutuplaştır, sonra savaştır projesi de diyebileceğimiz bu kanlı proje; maalesef, bizde de giderek başarılı olmaktadır!

Türkiye’deki; giderek artan ve keskinleşen kutuplaşmayı da bu gözle okumak lazımdır.
Yoksa halkın ikiye üçe bölünmüş olmasını nasıl açıklayacaksınız? Bu sertlik, ötekileştirme çabaları bunun tipik örneğidir. Böyle durumlarda her şey ülkenin geleceği için olmalıdır. Emperyalizmin, Afrika ‘da, Asya’da, Avrupa’da yaptıklarına, uygulamalarına bakmak lazım.
Evet, ülkemizin bölücü terörle ilgili gerçekten hayati sorunları vardır. Ancak milletimizi hiç olmadığı kadar kutuplaştıran ve neredeyse birbirine düşman eden asıl etken terör sorunu değil, kutuplaştırıcı siyaset iklimidir. Bu noktayı da dikkatlerden kaçırmadan düşünmeli ve olayları doğru okumalıyız. Siyasetçiler, kime? Neye, hizmet etmektedirler?
Ne yazık ki, bu kinli ve kanlı proje; uygulayıcılarını biraz fazlaca uğraştırsa da, yavaş ilerlese de, kabul edelim ki bizde de başarılı olmuştur!
Lakin bizim için, ‘HALA BİR ÇIKIŞ YOLU VARDIR’ ve bu emperyalist tuzağı, kuranların başına geçirebilmek için, hala bir şansımız daha bulunmaktadır.
Evet, kutuplaştık! Evet, aramıza kin girdi. Ama ‘HENÜZ ARAMIZA KAN GİRMEDİ...’

Çıkış ise; en şanlı, en namlı ve en kutsal olan TÜRK kimliğine sarılmaktır.
Tek adamlığa değil, demokratik parlamenter sisteme sarılmaktır. Yasama, Yargı ve Yürütme erkine sıkı sıkı sarılmaktır. Başka şeylerden medet ummak değil, Ay Yıldızlı Al Bayrağa sarılmaktır. Demokrasiye sarılmaktır. Yandaşlığı ve kandaşlığı bir kenara bırakarak, daha onurlu olan eşit vatandaşlığa sarılmaktır.
Mezhepçiliği ve tarikatçılığı terk ederek, yalnızca kardeşliğimize sarılmaktır.
Binlerce yıldır bizi bir arada tutan kültürümüze, tarihimize, örfümüze, dilimize ve Atatürk’e, onun kurduğu çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaktır.
Ve gerekirse bu uğurda çocuklarımız ve torunlarımız için, kefen niyetine al bayrağa sarılmayı göze almaktır! Yoksa maazallah kin giren araya bir de kan girerse..!!!
Onun için, Partili Cumhurbaşkanlığı ve başkanlık gibi tek adamlığa çıkan yollardan vaz geçilmeli, parti devleti ve parti egemenliği değil, milli egemenlik ihya edilmelidir.
Milli bilince sahip millet evlatları çok daha fazla çalışmalı ve toplumu bölenleri değil, birleştirenleri iktidara getirmelidir.
Unutulmamalıdır ki; eğer aramıza bir kan girerse, Ruanda örneğinde yaşananlar, yaşanacakların yanında hiç kalır! Semeresini de emperyalistler alır.

Son olarak şunu söyleyebiliriz; Sözüm, bizi de adeta Tutsi ve Hutu olarak ayırmaya çalışan dış düşmanlar ile içerideki işbirlikçi hainlere olacaktır.
Bizi de, Tutsi ve Hutu olarak ayırmaya çalışan düşünce ve davranışlara lanet olsun ama bilin ki, bizler asla sizin istediğiniz gibi Tutsi ve Hutu olmayacağız.
Ve bizler; ne modernleşmiş Yezitlere, ne de çağın Nemrutlarına asla geçit vermeyeceğiz...

SON SÖZ:’’ BEN EZELDEN BERİ HÜR YAŞADIM, HÜR YAŞARIM, HANGİ ÇILGIN BANA ZİNCİR VURACAKMIŞ ŞAŞARIM…’’