EMEK ve SABIRSIZLIK

Medeniyet ilerledikçe hem yaşam koşulları iyileşiyor, kolaylaşıyor, hem de insanların sorumlulukları artıyor. Dolayısıyla insanın yüklendiği yoğunluklar, daha çok çalışmak, daha çok endişe ve daha çok korkuyu da beraberinde getiriyor.

Çocuk devamlı oynamak ve değişik oyuncaklar istiyor, öğrenci derslerinde başarılı olmak ve bir üst sınıfa geçmek istiyor, üniversiteye giden genç, bir an evvel mezun olayım, iş hayatına atılayım derdinde, üniversiteyi bitiren, askerlik yapmadı diye kolay kolay iş bulamıyor ve askere gidip geleyim, bir iş bulayım derdinde, askerden gelmiş insan ya iş kurayım ya da sağlam bir yerde(önceliği devlet kapısı) çalışayım düşüncesinde, iş sahibi, serbest çalışıyorsa, sürekli piyasanın istikrarlı ve iyi olması arzusunda, maaşlı çalışan makam ve maaşını yükseltme sevdasında, bekar olan oğlan ve kızlar, evlenme, yuva kurma hayalinde, Anneler babalar torun isteğinde derken, sürekli koşuşturan insan, çağın hastalığı denen ‘STRES’ içinde ya da strese dayalı huzursuzluk ve hastalıkların peşinde…Hani; insan doğar, büyür ve ölür üçlemesi var ya, işte o üçlemede en büyük sorun ‘STRES.’ Geçim derdi, sosyal ve kültürel yaşam, barınma, ulaşım, park , sorunu gibi sayacağımız daha yüzlerce unsur var. İnsanı mutlu huzurlu, mutsuz huzursuz eden…Biz birkaç örnek verdik sadece…

Bilhassa son yıllarda,(Sosyoloji bilimin X,Y,Z kuşağı tanımlamasına paralel) insanımızda özellikle gençlerimizde, bir sabırsızlık, bir acelecilik göze çarpıyor. Öğrenmeden, yetişmeden,

Yetkinleşmeden, haketmeden hemen sahip olayım, hemen benim olsun tavrı ön plâna çıkıyor. Hal buki her şeyin bir vakti, her şeyin bir zamanı vardır. Sabretmek, beklemek lâzım.

Tabiat ana da bile hiçbir canlı bir günde yetişmiyor, büyümüyor. Emek sarf etmeden, sabır göstermeden her şeye sahip olayım duygusu, her geçen gün yaygınlaşıyor. Kazanmadan harcamak, üretmeden tüketmek gibi bir alışkanlığa doğru gidişat var maalesef…

İşte bu durumu yansıtan, güzel bir hikaye..

YEŞİM TAŞI:

GENÇ bir adam değerli taşlara ilgi duyarmış ve mücevher ustası olmaya kara vermiş. ’’Bu mesleği yapacaksam, iyi bir mücevher ustasının yanında yetişmeliyim demiş ve aramaya başlamış…Sonunda bulmuş. Yanına varmış. Bir süre bekledikten sonra usta tarafından kabul edilmiş.

-’’Anlat, dinliyorum’’ demiş usta. Genç adam anlatmaya başlamış; taşlara ilgi, duyduğunu ve iyi bir mücevher ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış…!!!

Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri bitince de ona bir taş uzatmış,

-’’ Bu bir yeşim taşıdır ‘’ dedikten sonra genç adamın avucuna taşı bırakmış ve avucunu kapatmış.

-’’Avucuna aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca açma. Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güşe güle’’ demiş ve şaşkın şaşkın bakan genç adamı öylece bırakıp kalkmış ve odadan çıkmış.

Genç adam evine dönmüş kendisini merakla bekleyen annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış.

Anlattıkça da kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi artıyormuş. Günler geçmeye başlamış . Genç adam sürekli söyleniyor ama avucunu hiç açmıyormuş.

‘’Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister. Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak. Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım, böyle bir eziyetle nasıl yaşarım, bu ne biçim ustalık, ustalık kaprisi yapacaksa ,bari başından yapmasaydı.’’ diye devamlı söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakınıyor ama, avucunu hiç açmıyormuş.

Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu, her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlamış. Ve o gün gelmiş. Genç adam tam bir yıl sonra, büyük ustanın karşısına çıkmış. Usta bir süre bekledikten sonra yanına gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği gururla elini uzatmış, avucunu açmış; ‘’işte taşın ‘’demiş.!

-‘’Bir yıl boyunca avucum da taşıdım , şimdi ne yapacağım? ‘’ Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:

- ‘’Şimdi sana bir başka taş vereceğim ,onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın. ’’Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış.

Yaşlı ustayı bunaklıkla , delilikle suçlamış. Mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş. Genç adam bağırıp çağırırken ,yaşlı usta ona hissettirmeden bir taşı avucuna sıkıştırmış. Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan genç adam, bir yandan bağırıp çağırırken diğer yandan da avucundaki taşı hissetmiş. Durmuş, taşı biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:

-’’Bu taş yeşim taşı değil usta!!!’’

Öğrenmek için zaman gerekir sabır gerekir. Ustaları izlemek gerekir. Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir ama, öğrenmenin esası değişmez.

SON SÖZ: ‘’TANDIR KIVAMA GELDİ; HAMUR TÜKENDİ, İNSAN KIVAMA GELDİ; ÖMÜR TÜKENDİ.’