EKONOMİK ENSEST İLİŞKİ ve İNANÇ

Rahmetli Özal döneminin prensi( O dönemde, 1983-1991> Özal’ın kadrosunda ve yakın çalışma arkadaşlarından, iyi seviyede, nitelikli, donanımlı, işinin ehli ve liyakatli insanlara, Özal’ın prensleri denirdi. Bunların çoğu, Yurt dışından görüşmeler sonucu gelen insanlardı…Rüşdü Saraçoğlu, Bülent Gültekin, Bülent Şemiler, Cem Duna, Cüneyt Ülsever, Coşkun Ulusoy, Yılmaz Argüden, Ökkeş Özuygur, Turgay Özkan, Cengiz İsrafil bunlardan bazılarıdır.) Adnan Kahveci’de, o dönemin en önemli prenslerinden biriydi.

Adnan Kahveci’nin İlahiyat Prof.ü kuzeni Niyazi Kahveci, kendince bazı tespitler yapmış…Bu tespitleri, sizlerle paylaşmak istedim….
*Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
*Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya, teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan..

Mesele bu kadar basit.
*Batı'daki dini mezhepler , teolojiktir ve zihinseldir.!
Bizdekiler ise; siyasaldır!. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.
*Sünnilik de düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü !
Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?
*150 ( Günceli 203 milyar dolar-TUİK/ 2021) milyar dolar ihracatımız var ama, (Günceli; 242milyar dolar TUİK/ 2021)dolara yakın da ithalatımız var!.
Bunun anlamı şudur:
Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz. Yani; bir liraya sattığınız malı, tekrar üretebilmek için, üzerine para ilave edip, mal alacaksınız…
*Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!
Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.
Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.
*Şeyhlik, Şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir.
Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok...!!!
O nedenle olguyu okuyamıyoruz.
*Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim halim ne olacak?” diye soranlarımız var!
*Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!
Fakat onlar, kendi insanlarını sömürmüyorlar…
Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz…
Kendi insanımızı sömürüyoruz.
Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.
Bana göre, en büyük vatan hainliği budur.
*Adam ilahiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;
VİP cenaze namazı kıldırmak,
VİP umre ziyareti düzenlemek.
Anlayış olarak, halâ Farabi'yi aşamamış..
4000 yıl önce yaşayan Sümerler ‘in kafasına sahip.
*Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!
O nedenledir ki, ülkemizde bir ‘Felsefe Üniversitesi’ açılması şarttır. Buna, teoloji felsefesi de dahildir.
*Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'anın hedefi nedir, karakteri nedir? Sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.
*Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..
Oysa Batı'da binlerce var!
*Şunu kafamıza iyice yerleştirelim!.. 21. yüz yılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..
Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..
Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da, dindar olunabilir...
Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.
*Atatürk İslam'ı, ruhunu ve felsefesini çok iyi anlamıştır! Tıpkı Hazreti Peygamber'in anladığı gibi...
Prof. Dr. Niyazi Kahveci

SON SÖZ: ‘’İLİM ÇİNDE DE OLSA, GİDİNİZ ALINIZ’’ *Hz. Muhammed.*