EKONOMİK BATMA MI VAR?

Yerli yabancı herkes bu soruyu soruyor. Türkiye battı mı, yoksa toparlayabilecek mi? Bunu şimdilik hiç kimse bilmiyor. Kara Cumadan sonra haftabaşı neler olacağına endekslenmiştik hep birlikte. Haftasonu merkez bankasından bir aksiyon gelmedi. Bir ara 7,23’ü gören dolar sabah 6,29 civarlarındaydı; ama gün içi kur büyük bir dirençle 6,30-6.70 Borsa 92,685 puana gerilerken, hisse senetleri günlük %2,5 değer kaybetti. Bir başka deyişle, birkaç günde 98 bin puandan yaklaşık beş bin beş yüz puana yakın zarar ettirdi. Düşüş ise sürecek gibi duruyor.

2 Ocak 2017 gününden (MB $ kuru 3,54) 13 Ağustos 2018 gününe (MB $ kuru 6,89) kur farklarından devalüasyon olayını hesaplarsak % 95 devalüasyon (para değer kaybetmiş) olmuş. Bir buçuk yılda cebimizdeki 100 liranın 95 lirası buharlaşmış, cebimizde sadece 5 Lira kalmış. Bu türbülanstan er geç çıkacağız. Yalnız ekonomide, en can sıkıcı ve üzücü kısım Türkiye’nin beş yıllık CDS'lerinin Arjantin (434,18) ,Yunanistan (389,76) ve Brezilya (252,13) CDS'lerini geçerek 562 puana erişmesi oldu. 6 günde içine girdiğimiz türbülans yüzünden CDS’lerimiz %63 değer yitirdi. (7 Ağustos 344 puan – 13 Ağustos 562 puan) Türkiye CDS’lerinin değerlerinin düşmesi neticesinde ülke olarak çok daha fazla maliyetlere katlanarak borçlanabileceğiz. Almanya’nın 10,80 ile borçlanabilmesine karşın, biz 562 puandan borçlanabiliyoruz. (CDS bir ülkenin aldığı borcun %4,55’i kadar sigorta primi kesilmesi anlamına geliyor.) Almanya 1000 birim borç aldığında CDS değeri 10.800 olurken, Türkiye 1000 birim borçlandığında 532.000 değerinden borçlanabiliyor aradaki fark tek kelime ile korkunç.

Ülkenin bu duruma düşmesi bir günde bir ayda bir yılda olmadı.

Bir çok olumsuzluğun süreç içerisinde kronikleşmesi sonucu, bu günkü konuma gelinid.

* Bol likidite olması ile birlikte bu likiditenin amaca uygun kullanılmaması,
* Yapısal reformların yapılmaması,
* Liyakate önem verilmemesi. Yönetimsel zafiyetler,
* Yanlış uygulanan ekonomik kararlar,
* Bağımlı bir merkez bankası,
* Bazen doğru kararlar alınmakla birlikte uygulamada geç kalınması,
* Doğrudan vergi alınamaması yüzünden dolaylı vergilerin %70 ulaşması,
* Kayıt dışının kayda alınamaması,

*Sık sık vergi affı çıkarılması ya da yeniden yapılanmalar,
* Beton ekonomisinin tıkanması, inşaat sektörünün gerilemsi,
* Faizlerin sebep değil sonuç olduğunun anlaşılmaması,
* Ülkeye giren ve çıkan kaynağı ve sahibi belirsiz kara paranın, aflar çıkartılarak aklanması ve ülkenin kara para cennetine dönüşmesi,
* Özel sektör borçlarının neredeyse devlet borçlarını ikiye katlaması bu şirketlerin borçlarını ödeyememe durumunda bankacılık krizi yaşanabileceği olasılığı,
* Vergi afları ile vergi ödemeyenlerin ödüllendirilmesi,
* Devlet kurumlarının ölçüsüz, hesapsız ve denetimsiz harcama yapmaları ve bir türlü tasarrufa geçememeleri,
* Yap-işlet-devret yoluyla yapılan köprü, otoyol ve hastane gibi projelere verilen müşteri garantisi yüzünden bu projelerin tutmayan hedefleri ve aradaki farkın devlet tarafından sübvanse edilmesi, fakat bu meblağların dövize endeksli olması yüzünden cari açığın kat be kat artması.
* Yanlış uygulanan dış politikalar ve siyaset,
* Parasını verdiğimiz halde alamadığımız F-35 uçakları (Trump F35’lerin Türkiyeye teslimatını durduran belgeyi imzalayarak onayladı),
* Rusyadan S400 füze alım anlaşmasını imzalamakla birlikte, halen füzeleri almayıp bir şey yapmadan beklememiz,
* Amerika’ya sattığımız demir, çelik ve alüminyuma ekstradan %50 ek vergi konması ve bizim tepki göstermememiz,
* Sınır bölgesinde ABD tarafından eğitilmiş ve ağır silahlar ile donatılmış yetmiş bin kişilik bir kürtpkk/pyd grubunun her an bir sıcak çatışmaya hazır beklemesi,
* ABD tarafından Adalet ve İçişleri bakanlarımızın ABD’deki olmayan mal varlıklarının dondurulması bizim de mütekabiliyet uyarınca aynı karşılığı verip başka tepki vermememiz,
* Tahvil faizlerinin % 25 ulaşması,
* Her yüz kişiden 85’nin bir şekilde borçlu olması ve son döviz artışları sonucunda borçlarını ödeyemez hale gelmeleri, gibi birçok neden, bugünkü ekonomik sıkıntıların ana sebepleridir.

Ulusal egemenliğimize yapılan saldırılar karşısında gerek ekonomik, gerekse siyasi katı ve kesin kararlar almayıp pasif kalmamız da ilk akla gelen gelişmelerdi.

Bir de şunu düşünün; neden 24 Haziran’da seçime gidildi, hem de süresinden bir buçuk yıl önce. Kaybetme riskine karşın seçim neden yapıldı. Çünkü beklemeye tahammül yoktu. Ekonomi, patlamak üzereydi ve bugün patladı elimizde kaldı. Bu er geç olacak olan olayla sanki sürpriz olmuş gibi veya Amerika kaynaklı gibi, olan biteni hayretler içerisinde seyretmenin, suçu sağa sola atmanın ve öfkelenmenin bir anlamı yok. Beklenen bir gelişmeydi ve gerçekleşti.

Yerli bankalar ile birlikte yabancı finans kurumlarının da alacakları büyük önem taşıyor. Türk şirketlerinin İspanyadaki bankalara 83,3 milyar dolar, Fransız bankalarına 38,4 milyar dolar, İtalyan bankalarına ise 17 milyar dolar borcu bulunmakta. Bu yüzden Türkiye’de yurt dışından borç almış olan şirketler iflas ederse Avrupa bankacılık sistemi de zarar görür. Kurdaki her bir kuruşluk artış bütçeye 2 Milyar TL’lik ek bir yük getiriyor. Türkiye’nin ekonomisinin istikrarsızlaşması ise kimseye bir yarar sağlamayacak. Aksine Amerika’nın Türkiye’ye açtığı bu karma savaşta (siyasi, ticari, ekonomik) yarın hedefte İran, Çin ya da Almanya’nın olmayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Tüm bu olanlara tüm bu olumsuzluklara karşın, ülke olarak tek vücut olmalıyız. Birleşerek, aklımızı, bilgi ve deneyimleri kullanarak bu kısır döngüden ve açmazdan çıkabiliriz. Yeter ki doğru ve mantıklı kararlar verebilelim. Sanayicisi, işçisi, çiftçisi, köylüsü, memuru, öğrencisi, emeklisi, genci ve yaşlısı, halk olarak, Millet olarak bu topraklardan başka gidecek bir yerimiz yok. Burada doğduk, burada öleceğiz. Ata’mızın gösterdiği yoldan sapmadan, yılmadan kararlılıkla meselelerin üstüne giderek bu çıkmazlardan açmazlardan kurtulabilir, yeniden doğabiliriz. Yeter ki kendimize güvenip doğru adımları atabilelim. Birbirimize değer verelim. Suçlamak yerine, çözüm arayışında olalım. Gün, birlik günüdür.

SON SÖZ: ‘’ BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR.’’