EKONOMİ POLİTİKALARINA BAKIŞ

Malum, 24 Haziran seçimleri bitti, gözler ekonomiye çevrildi. Devletin, Hükümetin en önemli gündem maddelerinden biri; ekonominin iyileştirilmesidir.

24 Temmuz’da TCMB %17,75’de duran politika faizini arttırmaya gerek görmedi. Nedeni bir iddiaya göre Haziran ayında beklentinin de üzerinde arttırılan faiz, TCMB’nın ifadesine göre de, ekonomideki aşırı olabilecek bir yavaşlamayı daha da hızlandırmama arzusu.

Ancak belki de ihmal edilen önemli bir olgu, Türkiye’de TL’nin değeri ve oynaklığının faizlerden çok daha fazla ekonomik kararları ve faaliyetleri etkilemesi. Türkiye gibi ithalata bağlı bir ekonomide, artan kur enflasyonu körüklemekte, yatırımların maliyetlerini aşırı ölçüde arttırmakta, bu da sonunda daha yüksek faizlere ve ekonominin geç de olsa yavaşlamasına yol verecektir. Ekonomide bugün yaşanacak bir yavaşlama, gerek Enflasyonun düşmesi, gerekse cari açığın azalması, dolayısıyla kurların stabilize olması için gerekli görülmektedir. Böylelikle gerek şirketler, talep düşüşü sonucu fiyat artışlarını sınırlamak zorunda kalacaklar, gerekse bireyler, daha az talepte bulunarak enflasyon ve cari açığın sınırlanmasına katkıda bulunacaklardır. Her ne kadar yavaşlayan bir ekonomi aşırı borçlanmış bir reel sektörü borç geri ödemelerde sıkıntıya sokabilirse de, bu bugün için alınabilecek bir risk olarak görülmektedir. Ağustos ayı enflasyonu eğer %16’yı geçecekse, kimi büyük paralara verilen %20’nin üzerindeki brüt mevduat faizleri bile %15 vergi düştükten sonra tasarruf sahibine %1 net getiri bile belki sağlayamayacaktır. Türkiye’de kaç tasarrufçunun %20’nin üzerinde mevduatına faiz alabildiği de ayrı bir konu tabii. Çünkü, vatandaşın ya da iş insanının, tasarrufu arttıkça, banka ile pazarlık yapması gündeme gelebiliyor. Hangi banka daha fazla faiz verirse, mevduat sahibi, haliyle o bankaya yönelmektedir. Bu takdirde artmaya devam edecek olan enflasyonu göz önüne alarak, tüketimleri öne çekmek, artacak kuru düşünüp USD tutmak, bireyler açısından daha makul olmayacak mı? Böyle bir gelişme hem dolarizasyonu arttıracak, hem de artan cari açık, enflasyon, devalüasyon, yüksek faiz sarmalının devam etmesine katkıda bulunacaktır.

TCMB faiz arttırmasa bile 2, 5 ve 10 yıllık devlet tahvillerinde faizler,zaten sürekli yükselmektedir. Gösterge, tahvil faizine endeksli özel sektör tahvillerinin de faizi dolayısıyla sürekli artmaktadırlar. Bu yüzden özel sektör son aylarda tahvil ihraçlarını da sınırlamış görünmektedir.

TCMB’nın 24 Temmuz kararı, Hazine ve Ekonomi bakanının iletişimini boşa çıkartmış durumundadır. İddiaya rağmen piyasaların önüne geçilemedi, kredibilite açığını kapatmak şöyle dursun, artmasına yol açıldı. Seslendirilen umut, Ağustos ayında açıklanacak yeni maliye politikasıyla enflasyonu ve cari açığı düşürecek önlemlerin gelmesi idi. Ancak Ağustos ayında yapılan açıklamalarda, derde çare olmadı, piyasaların ateşi düşürülemedi.Tabii piyasaların bir kere daha beklemeye tahammülleri var mı, ciddi önlemlerin alınacağına inançları var mı, yaşayıp göreceğiz. 8 ay sonra seçim olacağı da bu arada unutulmamalı.

Anlaşılan yerel seçimlere kadar önceliğin, büyümede olacağı, en azından büyümenin belli bir oranın altına düşmemesinin hedeflendiğidir. İmalat sanayiinde ve ölçekli sanayi kuruluşlarında ve de ihracatta büyüme sağlanmalıdır. Bu, piyasanın genel kuralıdır. Piyasada sürekli hayal kırıklığı yaratmanın bir “sonucu” olacak mı, bekleyeceğiz.! Tüketim yoluyla büyümekten vaz geçmeme isteği, tüketimi bastırmamak, bizi enflasyonda ve kurlarda nerelere götürecek? Hızlı tüketim ürünleri başta olmak üzere, diğer tüketici ürünlerinde de ortaya çıkan tüketim artışı, frenlenmelidir. Bu gün ortalama bir ailede, en az iki araba var. En az aile fertlerinde her birinin akıllı telefonu var. Keza giyim ve diğer ihtiyaçlarda öyle. Kazanmadan, üretmeden, emek sarf etmeden, çılgın bir tüketim toplumu olmanın sıkıntılarını yaşıyoruz. Bu gidişle bir IMF programına muhtaç kalacak mıyız, yoksa bu sarmaldan sağlıklı bir şekilde çıkacak mıyız? Başta ekonomi yönetimi olmak üzere, TCMB kararları ve faiz yönetimi bunun belirleyicisi olacaktır. Bu gün maliye politikaları çerçevesinde alınan önlemler ve yapılan açıklamalar peş peşe geliyor. Kredi kartlarına taksitle, alışverişlerde sağlanan taksit sayısının sınırlandırılması, bu hızlı, bu çılgın tüketimi, frenlemeye yönelik tedbirlerdir. Ki, şahsi kanaatim; kararlar yerinde kararlardır. Aileler, taksitlere güvenerek, resmen gelirlerinin çok çok üstünde borçlanıyor. Şirketlere gelince;

Bu dönemde şirketlerin alabilecekleri tek önlem, kanımca öz varlıklarını arttırmak olmalıdır.

SON SÖZ: ‘’ KAZANMAYINCA KAZAN KAYNAMAZ.’’