EFSANEDEN ALGIYA

Efsaneler sadece mitolojide mi olur? Elbette ki hayır. Çağımızda ve günümüzde de efsaneler var. Politikadan, spora, bilimden, sanata yaşamın her alanında efsaneler var. Örneğin: Pele. Futbolun ilahı. Futbol dünyasının efsanesi… Genç yaşta kaybettiğimiz Bruce Lee… Karate dünyasının efsanesi…Zeki Yamani… Petrol dünyasının efsanesi…Henry Ford, otomotiv dünyasının efsanesi gibi daha pek çok, saymakla bitmeyecek efsaneler var. Biz de ise, Köroğlu, Koca Yusuf, Yaşar Doğu, güreşte, Metin Oktay, Lefter futbolda bir efsanedir. Efsane, sadece başarmakla mı oluyor? Tabiki hayır. Yaşamı, sözü, düşünceleri, tavırları, hâl ve hareketleri ile de bütünlük sağlıyorlar. Bundan 60 sene veya daha önce Türkiye de iki önemli şahsiyet vardı. Sokaktaki çocuktan tutunda pazardaki tezgahtara kadar herkes bu isimleri bilirdi. Birincisinin ismi Sülün Osman, diğerinin ise Karınca Ezmez Şevki. Karınca Ezmez Galatasaray kulübünün bir sembolü idi. Her Galatasaray maçında tribünlerde gezer, seyirciyi coşturmak için çeşitli gösteriler sergilerdi. O tarihte Kulüp formaları ve giysileri bu günkü gibi mağazalarda satılmadığı için, kendi giysisini kendisi dikerdi. Şapkası, kazağı, pantolonu sarı kırmızı olur, hani kesseler Karınca Ezmez ‘i, damarlarından sarı kırmızı kan akardı. Kaşkolü, atkısı hatta bereside sarı kırmızı renklerden yapılmış olurdu. Karınca Ezmez’in 1948 modeli bir Opel taksisi vardı. İstanbul 55180 plâkalı, burunlu Opel marka cinsindendi. Aracın içinde, bütün gazetelerden kesilmiş Galatasaraylı futbolcuların resimleri her yanı kaplamış halde bulunurdu. Galatasaraylı olduğunu söylediğin zaman 25 kuruş eksik alırdı. Bütün kalbi ile bu kulübe kendini adamış bir karakterdi. Futbolcularla çekilmiş resimler ise aracın ön cam siperliğinde yapışık olarak dururdu. Aracına bindiğinizde konu, her zaman futbol olur, o hafta oynanan Galatasaray maçının özel pozisyonları tartışılırdı. Taksim Karaköy arasında dolmuş hattında çalışır, kimi zamanda Beyazıt’a kadar uzatırdı güzergahını, Şevki Güney. Karınca Ezmez Şevki çok renkli bir kişiliği vardı . Kimseyi incitmek istemediğinden dolayı kendisine bu lâkabın takıldığını sanıyorum. Bu gösterişli kimliği içinde yatan, o ince ruhuna bayılırdı insanlar. Galatasaray maç kazandığı zaman, Galatasaray lisesinin önüne gider TÜRK bayrağına selam dururdu. Bu arada hastalık derecesinde olan taraftar ilgisine eşi isyan edip, boşandı. Bir maçta kaza olarak türbinlerden düşüp kolunu kırmıştı. Bu onun hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Kolu aynı yerden bir kaç defa kırılınca çürüyen kas dokusu nedeniyle kolunu kesmek mecburiyetinde kaldı doktorlar. Varını yoğunu Galatasaray için feda edebilecek ruhta olan bu müstesna insan, yaşlandığı ve hasta olup yatağa düştüğünde, Galatasaray ona gereğince sahip çıkmadığını hatırlarım. Aynı dönemlerde yine İstanbul’da yaşayıp bir başka dalda ün yapan kişi ise, Osman Ziya Sülündü. Halk onu Sülün Osman diye tanırdı. Nerede komedi gibi bir dolandırıcılık olsa, hemen herkes bu işin Sülün Osman’ın yaptığına inanırdı. Taksim’deki İş Bankası reklâmı bulunan büyük kumbara şeklindeki saati, saf bir vatandaşa pazarlayıp satması gibi bir çok dolandırıcılık hikayesinin arkasındaki kişi, hep Sülün Osman olurdu. Kamu malı olan Tramvay, şehir hatlarında çalışan vapur, Galata Kulesi gibi bir çok cesametli gayrimenkulü alabilecek zihinde insanı yakaladığında hiç affetmez, satardı. Her cin fikirli dolandırıcılığın mutlaka altından Sülün Osman çıkardı. Zaten polise intikal eden ilginç bütün dolandırıcılığın failinin bulunması pek uzun sürmezdi. Adamı haklı göstermek istememekle birlikte bu kadar cahil insanın yaşadığı bir ülkede, onların sırtından geçinecek bir o kadar akıllı insan mutlaka bulunur.Şimdi ise bu işler gizli saklı değil, aleni olarak yapılmakta. Ülkemin bir çok önemli gayri menkulün sahipleri içinde körfez ülkelerinin olduğunu bilmeyen kalmadığına inanırım. Ülke olarak özelleştirilen bir çok kurumun içindeki sermayede bile, dış ülkelerin sermayesinin olduğu da bir gerçek. Bu nedenle KATAR, ülkemin dış siyasetinde ilgiye değer katar.Osmanlı’dan bugüne kadar olan gelişmeler de Katar, hep bizim tarafımızda, hep bizim yanımızda olmuş, nadir bir ülkedir. Bu gerçeğin iyi bilinmesi ve halkımıza doğru bilgiler ışığında iyi anlatılması lâzım. Bazı konuları, derinlemesine araştırmadan, tarihi süreci bilmeksizin bir şekilde gündeme taşımak, kafa karıştırmaktan ya da insanları yanlış yönlendirmek ten başka işe yaramıyor…Onun için, değerlendirmeleri doğru yapmak gerekir.

SON SÖZ:’’UZUN BİR TARTIŞMA, HER İKİ TARAFINDA HAKSIZOLDUĞUNUN DELİLİDİR..’’ *Voltaire*