DURUN! SİZ KARDEŞSİNİZ

Bayram geldi, geçti.

ABD ile İran bile barıştı, bunlar barışamadı.

Memlekette akrabalar bir araya geldi, dargınlar el sıkıştı, kurbanlar kesildi, dualar edildi.

Siyasetin o gergin ikliminde bile herkes bir an olsun durdu, nefes aldı.

Ama CHP’de ne bayram kaldı ne seyran.

Ellerde keskin hançer.

Dillerde zehirli sözler.

Gözlerde katıksız, zifiri bir koltuk hırsı.

Bir tarafta mahkemenin 'mutlak butlan' kararıyla adliye koridorlarından koltuğu kapmaya çalışanlar, diğer tarafta o koltuğu kaptırmamak için ne yapacağını şaşıranlar.

Allah sizi inandırsın eline hortum alıp balkona çıkanlar da oldu, Genel Merkez’in içine barikat kuranlar da… (Solcu terör örgütlerinden çok etkilenmişler belli ki…)

Kulislerde yeni bir parti kurulacağı iddiaları, istifa restleri havada uçuşuyor.

Bölünerek büyüyeceklerini, parçalanarak iktidar olacaklarını sanıyorlar.

Gelin, hafızayı tazeleyelim, tarihe bakalım.

Rahmetli Necmettin Erbakan’ı hatırlayın.

Dönemin iktidarı koskoca Refah Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığında, milyonlarca kişinin oyunu alan ve Millî Görüş hareketinin liderliğini yapan Erbakan ne yaptı?

Koltuk için ortalığı mı yıktı?

Genel merkez binasına barikat mı kurdu?

Dünyayı birbirine mi kattı?

Hayır!

Devlet adamlığını gösterdi.

Çıktı, tarihe geçen o vakur cümleyle noktayı koydu: "Bu karar, tarihin akışı içinde basit bir noktadır" dedi.

Sakin kalmayı, davasını şahsi koltuğunun önüne koymayı bildi.

Üstelik tek bir işaretini bekleyen milyonlara da sakin olunması, asla taşkınlık çıkarılmaması çağrısında bulundu ve yanlış karar vermiş olsa da mahkemenin kararlarına uyulacağını söyledi.

Gelin! Şimdi de bugünün CHP’sine bakalım.

Görülen net; Her iki tarafta da akıl almaz, gözü dönmüş bir koltuk hırsı.

Adeta kör dövüşü.

Her iki taraf da memleket meselelerini unutmuş, tapulu malları gibi gördükleri o genel başkanlık koltuğu için birbirine düşman kesilmiş durumda.

Mübarek Kurban Bayramı bile bu hırsı törpüleyemedi, onları aynı masaya oturtamadı.

Özgür Özel’e bakıyorsunuz...

Çaresizlik diz boyu.

Belli ki yaşayanlardan, delegeden, örgütten umudu kesmiş.

Ölüden bile medet ummasının başka bir açıklaması olamaz!

Soluğu Anıtkabir’de alıyor, başlıyor şova…

Atatürk’ün huzuruna çıkıp, devlet protokolünü, Anıtkabir’in katı ve yazılı kurallarını hiçe sayarak, çelenk üzerine kurallara aykırı olmasına rağmen ille de "CHP Genel Başkanı" yazan o kâğıdı sıkıştırmaya çalışıyor.

Yahu! Ata’nın mozolesi senin meşruiyet makamın mı?

O kâğıdı oraya zorla koyunca mahkeme kararı mı silinecek, delege mi ikna olacak?

Bu nasıl bir koltuk hırsıdır, nasıl bir unvan açlığıdır?

Diğer tarafa dönüyorsunuz... Kemal Kılıçdaroğlu.

Girdiği her seçimi istisnasız kaybetmiş.

Tarihin en büyük yenilgi rekorlarına imza atmış.

Koltuğu bırakmamak için yıllarca bin dereden su getirmiş.

Şimdi çıkmış, mahkemenin mutlak butlan kararına sığınarak yeniden yenilik şarkıları söylüyor.

Dün oğlum dediği adamlara bugün FETÖ artığı diyor.

"Kandırıldım!" diye özür diliyor.

Yenilgiye doymayan pehlivanın, yıllar sonra adliye koridorlarından gelen bir evrakla yenilikçi kesilmesi ancak trajikomik bir hiciv konusu olabilir.

Koltuk gidince akla gelen o sihirli yenilik kelimesi, onca yıl koltuktayken neden hiç makamına uğramadı acaba?

Biz de millet olarak bu garabetleri, bu rezaletleri takip etmek zorunda kalıyoruz.

Biz de Erbakan gibi diyelim o halde; "Kahvemizi içer tiyatroyu seyrederiz"

Daha kendi içlerindeki bir tek koltuğu paylaşamayan, birbirinin gözünü oymaya kalkan, bayramda bile el sıkışamayan bu insanlar, koca bir ülkeyi nasıl yönetecek?

Milletin kaderini, geleceğini, ekonomisini bu hırsa nasıl emanet edeceğiz?

Birbirine düşman olanlara, bu aziz millet nasıl güvensin?

Hırs gözü kör etmiş, kibir akılları esir almış.

Bütün bu olaylar her gün gözümüze sokulmaya başlanmışken ve daha çook uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyorken insan sadece eski Yeşilçam filmlerindeki o meşhur sahneyi ve muazzam repliği hatırlıyor;

"Durun, siz kardeşsiniz!"