Hikâye bu ya, Hintliler, karanlık bir yere bir fil getirip koymuşlar. Fili görmek için pek çok insan toplanmış. Fakat etraf o kadar karanlıkmış ki fili görmenin imkânı yokmuş. Biri filin kulağına dokunmuş, “bu bir yelpaze” demiş. Diğeri gövdesine dokunmuş, “ne yelpazesi, bu bir taht!” demiş. Bir başkası kuyruğuna denk gelmiş, “hayır” demiş, “halat bu.” Öteki dişine dokunmuş. Heyecanla “bildim” demiş, “bu bir mızrak!” Bir diğeri bacağına dokunmuş, dokunur dokunmaz da “bunu bilmeyecek ne var? Bu bir ağaç” demiş. Hortumuna dokunansa, “hiçbiriniz bilemediniz, bu koca bir yılan!” demiş. Fil aynı fil ama herkes işte böyle farklı tarif etmiş…
Günümüz dünyasına bakarsak ardı arkası kesilmeyen sanki yaydan fırlatılmış ok gibi hızla önümüzdeki ekranlara düşen sayısız haber ve gönderilere maruz kalıyoruz. Neye uğradığımızı şaşırdığımız bu dünyada gördüğümüz, duyduğumuz ve okuduğumuz sayısız haber ve gönderiden sonra ise nasıl olabilir sorusu başta olmak üzere birçok farklı soru etrafımızda dönüyor.
Adeta tüylerimizi diken diken eden o kadar olaydan sonra dilimizden bir cümle çıkıyor…
Durdurun dünyayı inecek var...
Dünyanın her tarafından kötü haberler geliyor.
Savaşlar, bombalar ve ölümler bir yandan!
Depremler, sel baskınları, fırtına ve tayfunlar ile yangınlar öte yandan...
Tüm Dünyanın yaşadığı pandemi ve ölümler.
Ne oluyor böyle? Felaket üstüne felaket...Acı üstüne acı...Tüm Dünya aynı fil hikayesi gibi file dokunuyor ve kendine göre yorum yapıyor.
Yani diyeceğim Dünya’nın çivisi çıkmış.
Dünyadan yaşadığımız ülkeye gelirsek sayfalarca yazılacak konu var. Kadın cinayetleri, kadına şiddet, çocuk istismarı, öldürülen çocuklar, çocukların çocuk doğurması, ekonomik kiriz, asgari ücret, emekli maaşı, geçim sıkıntısı, serbest piyasa, siyasi kirlilik vs.
Ne olacak insanların yakın gelecekleri, yarınları... Bunu bilen var mı..?
O yüzden durdurun Dünyayı inecek var.