23 Kasım Cuma günü, birinci bölümünü yayımladığımız yazımızın, bu gün ikinci ve son bölümünü yayımlıyoruz…
Deizm gibi akımlar, Hedonizm, Agnostizm, tatto, piercing, LBGT, uyuşturucu ve alkol kullanımındaki artışlar, genel olarak daha asabi tepkiler vermemiz, biraz biyolojik, biraz psikolojik, biraz da şuuraltımızdaki tepkiler olsa gerek.. Burada, Deizm üzerinde biraz durmakta yarar var. Son yıllarda bilhassa ortaokul ve lise çağında öğrenim gören gençlerimiz arasında, yaygın biçimde Deizme kayış var.
İşte bir örnek:
**Merve bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni. 20'li yaşlarının sonlarında. Kendisini agnostik olarak tanımlıyor. "Tanrı var mı yok mu bilmiyorum, beni çok da ilgilendirmiyor artık" diyor.Merve'yle ilk olarak Beyoğlu'nda bir kafede buluşuyoruz. Kırmızı bir başörtüsü takıyor. "Beni Müslüman olarak tanımlayan tek şey bu başörtüsü artık," diyor. Gerek ailevi nedenlerle gerekse yaptığı işten ötürü başörtüsünü çıkarmadığını söylüyor. "Belki 1-2 yıla başörtümle de vedalaşabilirim ama şimdi buna gerek duymuyorum" diyor.
Merve'nin babası imam. Muhafazakar bir aileden geliyor. İmam-Hatip lisesi mezunu. İlahiyat Fakültesi'nde okumak istemediği için, bari öğretmen olayım diyerek ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği’ üzerine eğitim almaya karar vermiş. Dinle ilgili araştırmalarının ve kendi tabiriyle "bilinçlenmesininde’’ o döneme denk geldiğini söylüyor:
"Benim radikale kaçan bir Müslümanlığım vardı. Daha birkaç yıl öncesine kadar erkeklerle tokalaşmazdım bile. Kendimi Müslüman olarak tanımlıyor, hayatımı o şekilde yaşamaya çalışıyordum.
"Beş vakit namazımı kılıyordum. Nafileleri yerine getirmeye çalışıyordum. Orucumu tutuyor, Kuran okuyor, ilmihal bilgileri olsun, hadis olsun o tarz şeyleri tamamlamaya çalışıyordum. Tefsir, hadis derslerine gidiyordum."
'Benim için sığınacak en büyük şeydi Tanr…'
Merve dinle ilişkisinin yıllar süren bir sorgulama sonucunda değiştiğini, belli başlı kırılma noktaları yaşadığın -zaman zaman gözyaşları içinde- anlatıyor:
"Ben öğretmen olmak hiç istemedim. Ama bir şekilde öğretmen oldum, atandım. O beni çok yıktı. Millet sevinçten ağlar, ben üzüntüden ağlamıştım. Tercihleri yaparken ağlıyordum ve dua ediyordum öğretmen olarak atanmayayım diye. Tamamen Allah'a bırakmıştım.
"Atanmayacağıma o kadar yürekten inanmıştım ki, olduğunda beni tepetaklak etti. Hayatım altüst oldu. Güvendiğim, inandığım o ilahi konumdaki şey sarsıldı. İlk şüphelerim öyle başladı açıkçası.
"Benim için sığınacak en büyük şeydi Tanrı, ama artık sığınamayacağımı, dualarımın ne kadar istesem de kabul olmayacağını net bir şekilde görmek düşüncelerimi çok sarstı."**
Deizm konusunu önemine binaen ayrıca irdeleyeceğiz…
Düşünsenize ABD’de her yıl 50.000 küsur insan intihar ediyor. Bu sayı giderek artıyor. Bunlar başarılan intihar sayısı, başarılamayan-kurtarılanların sayısı çok daha fazla. Bir de bunlar doğrudan ve açık bir şekilde “intihar” olarak tanımlanan, raporlanan vakalar. Yoksa, kişiyi intihara sürükleyen şartların sebep olduğu ve ölümle sonuçlanan daha birçok vaka var. Aşırı alkol ve uyuşturucu alıp, otomobile biniyor. Ölüm sebebi trafik kazası olarak kaydediliyor. Ya da alkol alan biri bir kavgaya karışıyor ve çıkan çatışmada yaralanıyor, sakat kalıyor ya da ölüyor. Kayıtlara öyle geçiyor.Yoksa yılda 15.000 de silahlı saldırı sonucu ölüm vakası yaşanıyor. Çoğu yaralanıyor ve sakat kalıyor. ABD’nin nüfusu Türkiye’nin dört katından biraz fazla. Yani Türkiye’ye kıyaslarsak 12.500 intihar, 3.500-4000 silahlı saldırı sonucu ölüm olması gerek yılda. Batı cephesinde durum bu ve bu durum giderek daha da kötüleşiyor. Bu intiharların ve saldıranların, saldırıya uğrayanların büyük bir bölümü, sınır ötesinde görev yapan askerlerden oluşuyor..
Değişim istiyorduk değil mi? Evet, bir yandan değişim kaçınılmaz, öte yandan bu değişim sürecinin dünyaya çok ağır bir bedeli olacak. Asırlar süren bir yağma öyle bir anda sonra ermeyecek, yıkılışı kolay olmayacağı gibi yerine yeni bir nizam inşa etmek de öyle çok kolay olamayacak.
Hep söylüyorum, Batıda intihardan ölen insan sayısı Doğuda terör ve savaşta ölen insan sayısından fazla. Batıda aşırı beslenmenin sebep olduğu obeziteye dayalı hastalıklardan ölen insan sayısı, Afrika’da acından ölen insan sayısından fazla..
Tekrar söylüyorum; bir yerlere doğru sürükleniyoruz. İnsanların çoğu bu kötü gidişin farkında değil…Bunu söylerken sizi korkutmak ve umutsuzluğa sevk etmek de istemiyorum. Şüphesiz ki, geleceği yalnız Allah bilir. Ben görünen köyün hikayesini anlatıyorum. Meker Allah, Allah tuzak kazanları görüyor ve O, tuzak kazanların tuzaklarını başlarına geçirecek olandır ve Allah hafızdır. Kendi dinine hizmet edenleri muhafaza eder. Değil mi ki, bizim bir kaderimiz, rızkımız ve ecelimiz var ve onu Allah’tan başka kimse değiştiremez.
İnancımız tam olsun. Allah’ın adaletine, onun rahmet ve bereketine sığınalım ama, aklımızı da kullanmaktan geri kalmayalım. Hurafelere, şarlatan din adamlarına, kerameti kendinden menkul, hoca geçinen cahil din adamlarına ve uydurulmuş menkıbelere değil, akıl ve bilime inanalım. Bilimin ışığında yürüyelim. Kurtuluşun ve refah düzeyinin yükselmesi; sadece ve sadece; akılla, bilimle olur. Eğitimde kaliteyi en üst seviyeye çıkarmakla olur. İlim, bilim alanın da nitelikleri yüksek, donanımlı, bilgili, kültürlü nesiller yetiştirmekle olur. Bunu da asla ve asla unutmayalım …
SON SÖZ:’’ İLİM İLİM BİLMEKTİR, İLİM KENDİN BİLMEKTİR. SEN KENDİNİ BİLMEZ İSEN,
BU NİCE OKUMAKTIR.?’’